Yorumlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yorumlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2012

Daldan Dala - 4

Bu aralar çok mu daldan dala oldum nedir? Aynı anda uğraşmam gereken o kadar çok şey oldu ki, beyin hücreleri de dal dal ayrılıp, baharın da etkisiyle çiçekler açmaya başladılar. Korkarım bir süre sonra solacak o dallar, kuruyup kalacak...

-=0=-

Bu ayracı da çok kullanır oldum... Aman ne yaratıcılık... Elalem 3D animasyon, film yapıyor, biz iki ASCII karakteri peşpeşe koyup ayraç yapmakla uğraşıyoruz...

-=0=-


Bazen e-postayı göndermeyi unutuyorum. Yazıyorum, düzenliyorum, alıcıları ekliyorum, ekleri koyuyorum ama göndermeyi unutuyorum. Sabah acil beklenen bir mail benden öğleden sonra çıkabiliyor. Dalgın mıyım, saf mıyım, bilemedim...

2 Ocak 2012

2011' de neler olmuştu? - Bölüm 2

Pek de almanak tadında olmasa bile, en azından başlıkları hatırlamak adına işe yarar diye düşündüğüm konumuzun 2. bölümündeyiz.

Bir önceki yazının girişinde 2012' nin sonlarında yaşanacağı iddia edilen kıyamet günü senaryoları ve kehanetleri özet geçmiştik. Bu konuda yapılmış filmler, belgeseller, yazılmış kitaplar mevcut. Filmlerden biri de, sanırım önceki yıl, Türkiyede vizyona giren 2012 idi. Görsellerini, aksiyonu başarılı bulmuştum, hatta 3D bile olabilirdi ama maalesef "Amerikalı kahraman aile babası, ailesini ve dahası dünyayı kurtarıyor" modelinde ısrar edildiğinden, senaryo pek eğreti gelmişti... Benzer bir duyguyu Dünyalar Savaşı filminde de hissetmiştim. Film eleştirilerine nasıl geldik biz?

Konumuza dönelim; 2011' de neler olmuştu...

30 Aralık 2011

Uyan artık

Facebook' da rastladığım bir paylaşım var. Verdiği mesaj çok da doğru... Maalesef günümüz Türkiye' si gerçekten şaşkınlıkla seyredilecek durumda. Üzerinde çok düşünülecek, konuşulacak, muhteşem bir paylaşım da değil aslında...

O resim burada da olmasına rağmen link vermemin sebebi, paylaşımın altındaki yorumları okumanızı istememdir. Elbette bunu doğru bulan, alkışlayanın yanında kabul etmeyen, karşı çıkan da olacaktır. Fikir, hatalı görülebilir, bunun üzerine tartışılabilir, itiraz edilebilir... Ancak maalesef üzerine öyle saçma sapan, öyle seviyesiz, öyle içi boş yorumlar yapılmış ki gerçek anlamıyla midem bulandı...

Böyle paylaşımlara ve yorumlara sıkça rastlamak da mümkün... Daha önce de farklı yazılarımda güzel yurdumun gençlerinin ne kadar boş bilgilerle doldurulduğu, at gözlükleriyle yetiştirildiği, farklı farklı şekillerde beyinlerinin yıkanıp, vicdanlarının boşaltıldığı yönündeki sıkıntılarımı, serzenişlerimi paylaşmıştım. Bu konuda da aynı örneğe rastlıyoruz.

21 Eylül 2011

Yalanla Yükselinir mi?

Son zamanlarda farketmeye başladım ki birçok insanın aslında birden fazla dünyası, birden fazla hayatı var... Evlerinde başka biri oluyorlar, işyerinde farklı... Eşlerine, dostlarına farklı anlatıyorlar yaşadıklarını, olanları, aslında bambaşka şeyler geliyor başlarına... Her farklı ortamda farklı tanınıyorlar, başka insanlar oluveriyorlar...

Bir yere kadar normal sayılabilir; elbette iş ortamında evindeki kadar rahat olamayabilirsin ya da o alışkanlıklarını farklı sosyal ortamlara taşımamak gereklidir. Farklı davranmayı getirir bu da... Benim takıldığım nokta işin farklı bir boyutu; aldatma...

Tahmin ettiğiniz gibi salt çiftlerin birbirini aldatmasıyla sınırlı bir durum da değil bu. İş ortağınızı, arkadaşınızı, kardeşinizi, komşunuzu da aldatabilirsiniz. Yalan söyleyerek de aldatırsınız insanları. Bilmeleri gerekenleri gizleyerek de aldatırsınız, kimi zaman haklarını gaspetmiş olabilirsiniz.

20 Eylül 2011

İş Hayatında Başarının Yolları

Yaptığın işe yeterince hakim olabilirsin, hatta benzer görevlerde olan insanlara göre işini daha iyi yapıyor da olabilirsin. Bu elbette takdire şayan bir durumdur, karşılığı verilmeli, eğer üstün performans sergiliyorsan ödüllendirilmelidir.

Çabalarının karşılığını alabilmek adına terfi beklemek de mantıklıdır. Yaptıklarının görülmesini beklersin elbette. Kimileri bunu biraz daha ileri götürerek, amirlerine yaptıkları işi biraz süsleyerek de gösterir, anlatırlar, farkedilmek isterler. Bunun adı hırs da olabilir, bir noktaya kadar mazur da görülebilir. Bütünüyle olmasa da masum bir çaba olarak bile görülebilir.

2 Eylül 2011

Daldan Dala

Sırada bitmek üzere olan bir sürü yazı var, taslaklarla doldu taştı yönetim paneli. Virgüllerini koydum, hepsi noktayı bekliyor, onların da sırası gelecek...

Bu arada malum gündelik sıkıntılar, koşturmaca devam ediyor. İstanbul kaynar kazan, telaşı, acelesi hiç eksik olmuyor. Eskiden böyle değildi ama şimdi herkes bir yerlere, birşeylere yetişme telaşında...

31 Mayıs 2011

Asker Uğurlama

Yine asker uğurlama konvoyları, bağrışmalar, kornalar... Aman sakın bir de ses etmeye kalkmayın; küfür kıyametler... Kızlı erkekli hemde...

Kazalar oluyor, çünkü otobanlarda, ana caddelerde ve hatta ara sokaklarda deli gibi gidiyorlar.

Gidip bir yere çarpsalar, kendilerine zarar verseler neyse de başkalarının da canın yakıyorlar. Yine hergün kaza haberleri çıkmaya başladı.

Camdan düşenler bile var.

Asıl komik tarafı bu kadar curcunayla, canhıraş "en büyük asker bizim asker" nidalarıyla askere uğurlanan gençlerimiz ya nöbet ağacı oluyorlar ya da tuvalet banyo paspaslıyorlar. N'oldu o en büyük askere ? Adam sanki genelkurmayda paşa olarak yapacak askerliğini. (Bu yapılan işlerle de alay etmiyorum asla... Ben de yaptım o görevlerin hepsini...)

Efendi gibi büyüklerinin elini öpüp, eşin dostunla helalleşsen, arkadaşlarınla da ufak bir eğlence yapıp, kimseyi de rahatsız etmeden efendi gibi gitsen olmaz mı askere ? Böyle yapan aklı başında bütün arkadaşlarımın askerlikleri çok da iyi geçti zira aklı başında adam, heryerde olduğu gibi askerde de rahat ediyor...

 Bu kadar şerefli bir görevle, vatan borcunu ödemeye giderken, bu kadar zibidiliğe lüzum yok arkadaşlar... Arkanızdan küfür ettirmeyin...

25 Mart 2011

Tekme, Tokat, Vekil

Teröristi kucaklar, insan yerine koyarsan, başlarındaki ite "sayın" deyip, örgüt elemanlarını ülke sınırından bayram havasıyla, davullu zurnalı karşılarsan, elebaşıyla pazarlığa oturur, terörü bitirmek için ondan medet umarsan olacağı bu...


Milletvekili kisvesine bürünüp, ellerine taşları sopaları alır, polise tokat da atarlar, polis araçlarını da tekmelerler, panzerlerin üstüne çıkıp zafer işareti de yaparlar... Zamanında sağlanan kolaylıklar sayesinde milletvekili olabilmek için hapisten çıkarken, dağdan inerken de zafer işareti yapmışlardı...

Ah benim güzel ülkem; bir taraftan laik demokratik düzenin altını eşeleyenler, bir taraftan çoluk çocuğu öldürüp, 30000 cana kıyıp, sonra da mağduruz diye ortaya çıkıp, eşkiyalık yapanlar...

Uyan Türkiye'm...

10 Mart 2011

Örtüsüz kadın satılıktır

Daha da birşey demiyorum, diyemiyorum, yuh bile denmez hatta...

14 yaşında bir kız çocuğuna tacizden hüküm giyen Hüseyin Üzmez' in salıverilmesi bile beni bu kadar sinirlendirmedi.

Daha bir ay kadar önce şuursuzun biri çıkıp "Kadın açık giyinirse tacizi, tecavüzü hak eder" dedi, malum kitleler de ona sahip çıktı, bu kadar kızmadım...

Ama şu lafın üstüne daha da diyecek söz bulamıyorum;

"Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır"

Bunu söyleyen de yukarıdaki zincirin halkalarından biri olduğu için çok da beklenmeyecek bir söz değil aslında... AKP Ünye İlçe Tanıtım ve Medya Başkanı Süleyman Demirci; sana söyleyecek söz bile bulamıyorum...

Buyrun detaylarını okuyunuz... Milliyet   İnternet Haber

10 Aralık 2010

İlköğretimde Türban

Uzun bir süredir, ülkenin sanki başka hiçbir sorunu kalmamış, herşey güllük gülistanlıkmış gibi türban konusu gündemin her zaman en tepesinde malumunuz... Bir de bu sorunun kendi içinde alt dalları var. Üniversitelerde türban, kamusal hizmetlerde türban vesaire... derken şimdi de ilköğretimde türban konusu çıktı.

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu dedi ki "İlkokulda türban sorunu yok. Bunu tartışması havanda su dövmek" (detay haber)

Cumhurbaşkanının eşi Hayrünnisa hanım dedi ki "İlköğretim çağındaki bir öğrenci kendi isteği ile türban takmaz" (detay haber)

2 Kasım 2010

Trafik Canavarları

İstanbulun trafik problemi başka şehirlerde yaşayanlar tarafından bile biliniyor; malum. Hele bir de için de olduğunuz zaman aslında problemin sebebinin gerçekte nelerden kaynaklandığını görünce insan daha da çok çileden çıkıyor.

İşyerim ve evimin arası uzak sayılır. Firmanın birden fazla noktada şube ve depoları olduğunu da düşünürsek gün içerisinde epey yol yapıyorum. Örneğin geçtiğimiz hafta sonu depo, showroom, ofis, fuar alanı derken aynı gün içerisinde 140 km civarı yol yapmışım. Bu da konumuz olan trafik sıkıntısı ile bütün gün boğuşmak demek... Günlerimin de genelde böyle geçtiğini düşünürsek, neredeyse taksiciler kadar yol yapıyorum.

19 Nisan 2010

Tahammülsüzlük

İnsanlar bu ülkede artık fikir beyan etmekten, yorum yapmaktan, konuşmaktan, yazmaktan korkar oldu... İçten içe korku dolu bir ülke haline geliyoruz... Böyle bir korkunun adını anmak, sebeplerini bile tartışmak neredeyse yasak...

Demokrasi, çok seslilik, fikir özgürlüğü içi günden güne boşalan kavramlar. Terörist aklına estiği gibi konuşabiliyor, bunun adı ifade özgürlüğü oluyor, ama vatandaş beğenmediği bir icraatı ya da durumu eleştirince başına gelmeyen kalmıyor. Terörist kahraman, halk savaşçısı oluyor, vatandaş terörist ya da  ergenekoncu oluyor...

Bu ülkede başbakanların, cumhurbaşkanlarının karikatürleri de çizildi, kuklaları da yapıldı, şakalara, fıkralara da konu oldular... Ama onlar, en çok kendileri güldüler bunlara, yapanların elini sıktılar, teşekkür ettiler. Şimdilerde nedense bir tahammülsüzlük, bir savunma durumudur almış başını gidiyor... Tabii ki saygısızlık, hakaret, kişisel haklara, özel hayata tecavüz kabul edilebilir şeyler değil ama olay artık özel ekiplerle savcılık kararını ve benzeri prosedürleri beklemeden doğrudan IP ve adres tespitine kadar gitmiş... Savcılığa başvurma işlemi sonraya bırakılmış... Buyrun okuyun... Ama, yorumlarken dikkatli olun haberi; başınıza birşey gelir mazallah, kapınızda polisleri görüverirsiniz...

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14385146.asp

Yukarıdaki haberin daha detaylı olarak, bahsi geçen teknik ekibin ne şekilde çalıştığı, hangi verileri topladığı bilgilerinin de verilerek detaylandırılmasını dileyeceğim ama korkuyorum, bu seferde bana "niye bu kadar kurcaladın bu konuyu, senin olayın nedir ?" diyecekler...

18 Nisan 2010

Hay sizin aşkınıza...

İlişkilerde şahit olduğum, anlam veremediğim bazı garip durumlar var. Son zamanlarda daha sık görmeye başladığım manasız, garip, ürpertici diyaloglarla karşılaşıyorum. Belki de önceleri pek dikkat etmiyordum, hep oluyordu da ben görmüyordum...

İlişkiler gitgide garipleşmeye başlamış, bunu farkettim. İnsanların birbirlerine saygısı kalmamış.

Kendi istediği şekilde giyinmedi, konuşmadı, davranmadı diye partnerini aşağılayan, bağırıp çağıran, sokak ortasında küfür kıyamet rezil eden adamlar, kadınlar görmeye başladım. İtip kakanlar mı istersiniz, kolundan tutan, boynunu kıstırıp sürükleyenler mi... Bu öküz durum ağırlıklı erkeklerde daha çok görülüyor ya da kadınlar göz önünde pek yapmıyorlar da şahit olmuyorum.

Geçenlerde önümde yürüyen bir çiftin durumuna şaştım kaldım... Boylu poslu yakışıklı bir delikanlı, yanında yine aynı boylarda, alımlı, bakımlı, güzel bir genç hanım... Güzel güzel yürüyorlar...

16 Mart 2010

Arama Canavarları

Sevgili ziyaretçilerimin siteme ulaşmak için buldukları hoş yöntemleri yorumlamaya devam edelim. Gittikçe enteresan olmaya başladı bu iş :)

Günden güne daha yaratıcı aramalarla dolaşmaya başladı insanlar internette. Bakalım buraya ulaşmadan önce neler sormuşlar insanlar arama motorlarına;

aşkını korumak- Kelin merhemi olsa... 

hafta sonu ne yapsam 9 mart tarihinde - Kusura bakma, cevap için geç kaldım ama sinemaya git mesela, arkadaşlarınla görüş, ne bileyim, yapacak bir sürü şey bulunabilir, bunun cevabını bulmak için internette mi dolaşılır yahu ? 

interneti kapatma - Geçen sefer interneti kapatmanın yollarını aramıştı bir arkadaş, bu da ona isyan etmiş herhalde... 

molotof kokteyl nasıl yapılır - Buyur burdan yak... Ah ben senin bir de IP adresini tespit edebilseydim, karakolda anlatırlardı sana nasıl yapıldığını... 

polislerin bulmaması için ip adresimi nasıl değiştirebilirim - Bu da kesin bir haltlar karıştırdı, şimdi nasıl saklanırımın derdine düşmüş... Memur bey, bakar mısınız ?

Bir de forumum var benim, www.herturlu.net adresinde mukim... Oraya da ulaşıyor insanlar bir şekilde, bakalım neler sormuşlar, neler bulmuşlar...

japon balıgım yüzmüyor - Sen onu bir veterinere götür. Yok eğer yan da yattıysa geçmiş olsun :)

yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber nedîm bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana - Ha ?

hangi bitki hemoroide iyi gelir - Bitkilerle falan vakit kaybetme kardeşim, nezle değil ki bu nane-limon kaynatıp iç de iyi gelsin... Git doktora efendi gibi...

patlamış mısır faydası - Ben bir tek faydasını biliyorum, kız arkadaşınla film seyrederken patlatırsın, servis edersin, oldukça da etkili olur... valla bak :) elinden iş gelen erkek modeli :P Yanına da bir kola açtın mı mis... Hem de sinema havası... hoş birşey...

bilgisayari nasil ele gecirebilirim - Taksitle bilgisayar satan güzel mağazalar var kardeşim, senin niyetin belli, başkasının bilgisayarına salça olacaksın, ben konuyu değiştireyim... Gel vazgeç...

her kadının içinde küçük kız - Evet evet, var... Hem de inkar etseler de hepsinde...

tiyatro sevmiyorum - Bak bu da enteresan... Ne zararını gördün güzel kardeşim ? Zorla değil tabii de, garip geldi, ne bileyim...

100 dolar kaça bozulur - Bugünkü Merkez Bankası Efektif Satış kurundan hesaplarsak 152.10 TL ediyor ama bence bu arama kelimesiyle verimli sonuç alamayacaksın. Kim uğraşır benim gibi izah eder sana...

1.63 cm boyundaki meltem cumbul babasi - 1,63 olan kim ? babası mı, kendisi mi ? Peki önemli olan boyu mu, işlevi mi ?

bir gurup maganda kız lara taciz ediyor - Vay ahlaksızlar... Karakolu arasana kardeşim böyle bir durum varsa ? Ben mi arayayım, onu mu demek istiyorsun ?

bilgisayarim baska bilgisayardan ele geçti yardim - Bak onu yapan eleman az yukarda yakalandı, merak etme... Hala devam ediyorsa da ücreti mukabili yardımcı oluruz tabi neden olmasın :)

atlarla çevrilen porno filimler - Yuh... O filmlerin hangi noktasıyla ilgileniyorsun peki ? En çok ne ilgini çekiyor ? Tövbe tövbee...

atatürk boş zamanlarını nasıl geçirir - Benim bildiğim, kısacık ömründe yaptığı binlerce işin yanında nasıl olup da vakit bulabiliyormuş anlayamadım ama 13000 civarında da kitap okumuş...

arkadaşımın kız kardeşine tecavüz - Manyak mısın sen be ? Yürü git, sapık... çık blogumdan...

ananasın yaprakları neye yararlıdır - Tuvaletten sonra taş bulamadıysan, alternatif temizlik aracı olabilir... Efendi gibi meyvasını yesene bilader, yaprağını nereden bulacaksın...  :)

adaçayı hamile kalmada yararlı mı - Yok anacım, biraz minare gölgesiyle, davul tozunu karıştırıp, yılan gözyaşıyla hamur kıvamına getiriyorsun, sonra şeyine sürüyorsun... eee... anla işte canım...

40 yaşındaki bir kadın gel beni ..k diyor (adlı adınca yazamadım artık, siz anlayın...)  - Sırf bu sorgu yüzünden blogu kapatabilirim, kimlere, ne hizmeti verdiğimi sorguladım resmen... Hayır, yani google hangi konuyla nasıl bağladı bu aramayı, onu anlamadım ben...

erkeklerin kolay yapacağı yemekler - Hazır çorba, makarna, yumurta çeşitlemeleri :) Ben ancak bunları becerebiliyorum ama güzel yemek yapan arkadaşlarım da var... Kıskanıyormuyum ? Hayır  :)

Bu seferki biraz uzun oldu sanırım, kusura bakmayın artık... Ben çok eğlenmeye başladım ama bu konseptle :)

6 Mart 2010

Sevgili Gençlik

Zeugma' nın yazısını okudum biraz önce, daha önce farklı mecralarda benim de dillendirdiğim bir sıkıntım aklıma geldi. Yorum yerine, kendi yazımı yazayım dedim, kusura bakmasın artık, zira biraz uzun olacak gibi...
O yazıda anlatılan sinir bozucu gençlik modeliyle ben de hemen hergün bir yerlerde bir şekilde karşılaşıyorum. İş için bulunduğum mekanlarda, alışveriş sırasında, cafelerde, barlarda, sokakta, toplu taşıma araçlarında... Hani saçı başı, kıyafeti, tarzı beni ilgilendirmez, modadır, zevktir, nasıl isterse öyle olsun. Sadece şu ugg denen hadiseyi hâlâ anlayabilmiş ya da kabullenebilmiş değilim, onun gönlümdeki tiksinç yeri hep ayrı kalacak...

29 Aralık 2009

Asgari Ücret Belirlendi

Asgari ücret, 1 Ocak 2010’dan itibaren, 16 yaşından büyükler için brüt 729, net 577.01 lira, 16 yaşını doldurmamış işçiler için ise brüt 621, net 499.62 lira olarak belirlendi. Milliyet
Gazetelerin internet kopyalarına ve televizyonların haber bültenlerine yansıyan bir haber; "Asgari Ücret Belirlendi..."

Birçok yerde bu konuda bir sürü yorum yapılıyor, yazılar yazılıyor, hesaplar rakamlar...

Çıkan sonuçlara bakıldığında devletin çalışanına layık gördüğü rakamlar ceza gibi. Normal şartlarda 4 kişinin yeterli beslenebilmesi için gerekli aylık harcama 794.63 TL olarak belirleniyor. Hesaplanan rakam hiç de abartılı değil; kendi mutfak masrafınızı gözden geçirin, sizler de yakın rakamlar bulacaksınız. Bu noktada 577.01 TL tutarındaki asgari ücretin karın doyurmaya bile yetmeyeceği ortada.

Elektrik, su, telefon, yakacak masraflarını henüz hesaplamadık. Bahsi geçen 4 kişilik ailede okuyan çocuk olması ihtimalini es geçtik. Henüz ev kirasından da bahsetmedik değil mi?

Yoksulluk sınırı 2,558 TL

Türk-İş, aralık ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını 795, yoksulluk sınırını 2 bin 588 TL olarak hesapladı. Milliyet

Diğer masraflar da ortalama değerler alınarak eklendiğinde ortaya çıkan sonuç daha da anlaşılmaz. 2 bin 588 TL...

Asgari ücretin üzerinde maaş alan birçok çalışan bile bu rakamı kazanamıyor bu ülkede...

Çözüm hakkında fikri olan ?

11 Aralık 2009

Müttefik... fik fik fik...

Bugün gelen bir maili ve ekindeki fotoğrafı paylaşmak istiyorum sevgili okuyucular :)) Büyük müttefikimiz ABD' nin insanötesi süper başkanıyla sevgili başbakanımızın diyaloğundan bir sahne :D

RTE'nin İngilizcesi "one minute" ile sınırlı olunca Obama mesajı "elle" veriyor :))))))
Anlayana :)))))


9 Aralık 2009

Açılım - Şehitler - Gerilim

Hükümetin adını bir türlü tutturamadığı ve en son demokratik açılım olarak karar kıldığı sözüm ona çözüm paketinden çıkanları hepimiz gördük; basit bir rant çabasından öteye gidemedi. Bir grup teröristin alkışlarla, omuzlara alınarak başköşeye buyur edilmesiyle de bir güzel süslendi...

Barış elçileriydi ya gelenler, birkaç gün içinde hemen açıklamalar yapmaya, örgüt propagandası yapmaya başladılar. Bunları da saldırılar, eylemler takip etti...

İşin en vahim yanı da bütün Kürt kökenli vatandaşlar da, bizzat hükümet tarafından teröristlerle aynı çerçeve içinde değerlendirildi.

Sonra o günlerde Küçükçekmece' de bir otobüse atılan molotof kokteyli yüzünden bir genç kız ağır şekilde yaralandı. Bu kadar zaman acı çektikten sonra da hayatını kaybetti. Ne için ? Kimin yüzünden ?

Hatırlayalım; hükümetin daveti üzerine, törenlerle karşılanıp, neredeyse kahraman ilan edilen bir avuç zibidi teröristin yandaşları tarafından katledildi, sözüm ona, Kürt halkının özgürlüğü için savaştığını iddia eden terör örgütü militanlarının eylemi yüzünden öldü...

Dün bu olayı düşünürken aklımdan geçen cümlenin fikir olarak birebir aynısını bugün BestFM' de Cem Arslan' ı dinlerken onun ağzından duydum, sanırım onun söylediği şekli şöyleydi; "Hrant Dink' in cenazesini reyting şovuna dönüştürüp koşa koşa giden, hepimiz Hrant Dink' iz diye bağıranların hiçbiri, Serap' ın cenazesinde yoktu... Filistinde yaşananları protesto etmek için sürgülü minibüs kapılarından sarkarak gezip bağıran çağıran sakallı cüppeliler de yoktu..." Ağzına, yüreğine sağlık Cem Arslan...

Neredeydiniz ? Hrant Dink öldükten 2 saat sonra binlerce pankart, tabela, afiş hazırlanmış ve organize olunup, yürüyüş düzenine geçilmiş vaziyette, boğazı patlayıncaya kadar saatlerce bağıranlar, bu yavrucak için de bağırdınız da biz mi duyamadık ?

Ne Hrant Dink' e düşmanım, ne Filistinde yaşananları görmezden geliyorum. Hrant' da bu ülkenin evladıydı, Filistinde ölenler, acı çekenler de insan...

Ama gelgelelim, o gösterilere, mitinglere koşanlar ne terörist eylemlere karşı bir protestoda görülüyor, ne teröre kurban giden gencecik bir kızı görüyorlar.


Öte yandan terörist örgütün resmi temsilcileri mecliste gövde gösteri yapıyor, Öcalan köpeğinin hücresi 6 santimetrekare küçüldü diye ülkeyi ayağa kaldırmaya çalışıyorlar, o kadar örgüt propagandasından sonra partileri kapatılacak diye yaygara koparıyorlar, Başbakanın karşısına çıkıp, Öcalan' ın sözcülüğünü yaparak, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına şartlar öne sürüyorlar... Bir yandan da yurdun her yanında terör örgütü militanları karakol basıyor, olay çıkarıyor, polise askere saldırmaya devam ediyor. Hükümet barıştan, demokrasiden (nasıl bir barışsa bu) bahsederken ve teröristler de şartlar ileri sürerken ülke birbirine giriyor. Gerilim yükseliyor, halk protestolarla cevap veriyor, tansiyon tavan yapıyor...

Yedi tane yiğit, yedi ateş parçası olup ülkenin üzerine düşüyor...

Yine şehit veriyoruz... Eminim ana babaları şöyle diyor, aynı benim gibi, birçoğumuz gibi; "Vatan sağolsun..."

Daha ne diyeyim;

UYAN TÜRKİYEM !!!

9 Kasım 2009

Kimin Parası ?

Akşam gazetesinin yayınladığı bir habere göre alkışlarla karşılayıp, bağrımıza bastığımız sayın teröristlerimize bir de sıkıntı çekmesinler, kendilerine bir hayat kurabilsinler diye, 5000 TL nakit destek ödemesi yapılacakmış... Geldikleri kampta peydahladıkları piçlerine vatandaşlık verilecek, askerlik çağında olanlara fazladan 1 yıl süre tanınıp kendilerine bir düzen kurmalarına müsade edilecek... (Bu arada ben askere giderken bir sürü sıkıntılı durumum vardı ve ek vakit olmadığı için çoğunu bırakıp gitmek zorunda kaldım ve bazı sorunlarım kangrene dönüşmüştü...)

Öte yanda 80 yaşında bir Kore Gazisinin açlık ve soğuktan öldüğünü anlatan başka bir habere rastlıyorum... İçim ürperiyor, ellerim titriyor...


Ülkede işsizlik almış başını gidiyor... Asgari ücret açlık sınırının altında... Ülkenin dış ve iç borçları var ve ödeme zorlukları çekiliyor... Birçok firma kapandı ve kapanmaya devam ediyor... Esnaf kan ağlıyor... Gençler üniversite harçlarını ödeyebilmek için ders saatleri dışında bir işte çalışmak zorunda kalıyor... İnsanlar evlerine ekmek götürmenin derdinde...

Hükümet ne yapıyor ? Bunlara çözüm bulmak yerine, artık kimden nasıl bir talimat aldılarsa, bu ülkenin bütünlüğüne göz dikmiş, toprağına mayın döşemiş, vatandaşına kurşun sıkmış, askerine roketlerle saldırmış terörist köpeklere, benim vergilerimle, sizlerin vergileriyle toplanan paralardan, devlet hazinesinden destek ödemesi yapmaya karar veriyor...

Kimin parasını, kime veriyorsunuz ? Bu mu sizin adalet anlayışınız ? Bu mu kalkınma planınız ? Adalet ve Kalkınma kavramlarını böyle mi yorumluyorsunuz ?


Nerede sizin ülkeye, vatana, vatandaşa saygınız ?


Alnının teriyle okuyup, çalışıp, emek verip bir yerlere gelen bir sürü sanayici, esnaf, çalışan var... Bunların arasında bir sürü Kürt' de var. Çerkes, Laz, Türk gibi... Bu insanlara destek kredisi verecek olsanız kabul edilebilir, istihdam yaratıyorlar, ekonomik sistemin içerisinde bir rolleri var, desteklenmeleri çok mantıklı... Kriz ortada, teğet de geçmedi. Girdi bir yerlerimize, girdiği gibi de kaldı... Kapansın mı bu işletmeler, batsın mı bu sanayiciler, esnaflar, onca insan işsiz mi kalsın ?


Bir de düşünün bakalım, terörist nereden buluyor bu desteği alma hakkını ?


Gazilerinizin yüzüne nasıl bakacaksınız ? Şehit ailelerinin karşısına nasıl çıkacaksınız ? Nasıl izah edeceksiniz onlara bu yaptığınızı ? Tek gerekçeniz teröre çözüm bulmak mı ? Bu mudur yani en mantıklı çözümünüz ?


Ekonomik parametrelere, detaylara, ek araştırmalara gerek yok, olay bu kadar basit,bu kadar kolay anlatılabilir...


Uyan Türkiye' m...

20 Ekim 2009

Welcome to Turkey

Hükümetimin karar verdiği kürt açılımı olayında son olarak "barış" grubu yolladılar yurduma.. Sevsinler!!!!!

Açılım konusunda sanırım tıkanıp kalınca herkes, kendilerince böyle bir hamle yapmayı uygun gördüler. Amaç belli. Türk Devleti'ni tartmak!!! Gönderilen teröristlere nasıl davranıldığını gözlemleyip "bakın biz size zeytin dalı uzattık ama siz hiçbir şey yapmıyorsunuz" diyebilmek.

Savaş bitecekmiş!!
Hangi savaş?
Yüzyıllardır aynı toprakta yaşayanların, ne için olduğunu bilmeden birbirlerini öldürdükleri savaş mı?

PKK silahları susturacakmış!!
Hangi silahları?
Bir yandan devlete terörle mücadelede yardım sözü verip, diğer yandan el altından teröristlere yardım edenlerin temin ettiği silahlar mı?

Uyanın artık!!!
Gönderilen teröristlerin hiçbirinin eli silah tutmadı, çatışmaya girmedi..Bu yüzden jet hızıyla yargılanıp evlerine gönderildiler.