Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2016

Daldan Dala - 15

İlk blog yazımın üzerinden tam 12 yıl geçmiş... İlk yazının tarihi 23 Haziran 2004...

Gerçi ondan sonra araya askerlik girdi, iş güç derken, sonraki ilk yazım ve devamı 2007 yılının Ocak ayından sonra gelmiş...

Epey mesai harcamışım aslında bu bloga, güzel şeyler de çıkmış, bir sürü vasat iş de var...



-=0=-

Bir dönem bloga, tarihle ilgili notlar düşeceğim düşüncesiyle dönemin yaşananlarını yorumlayarak devam ediyordum. Son zamanlarda o kadar çok olay oldu ki üstüste, artık takip etmek de mümkün değil.

Şehitler, ölümler, patlamalar, bombalı araçlar hayatımızın gündelik bir parçası haline geldi. Herşeye alıştık.

Teröristi halaylarla davulla zurnayla karşılatırsan, devleti ayağına götürürsen olacağı bu işte... Koca devlet "kandırıldı", "silah bırakıyoruz dediler halbuki silah depoluyoruz demek istemişler", bak görüyor musun?

Bu kadar terör olayı yaşanırken yine de bizim önceliğimiz nedir? Başkanlık elbette, cahil misiniz pardon da? Hem zaten "90 yıllık enkaz" da yeni kaldırılmış... Hem kabahat sizde; verseydiniz 400 milletvekilini, bu kadar insan ölmezdi... üstelik bir seçimi yok sayıp size ikinci bir şans daha verdik, anlamadınız...

Devam et Türkiye'm, hedef 2023... aynen böyle devam et ki kına yakmalık sebebini iyice sıva... hüloloooğğğ...

-=0=-



Dün Yaşar Nuri Öztürk' ü kaybettik, mekanı cennet olsun...

Bir ilahiyat profesörünün yobazlığa karşı verdiği mücadeleyi yıllarca gördük, destekledik, ondan feyz alıp bazı şeyleri anlatmaya çalıştık ama ona da bize de inanmadılar, "işine geldiği gibi yorumluyor" dediler, "dinden çıktı" diyenini de gördüm, "o herif aslında mason" diye çamur atanını da...

İşte o çok bilenler, ayda 750 bin TL' ye "hocam banyo yaparken kulağıma su kaçtı, orucum bozulur mu?" sorularına salya sümük ağlamaklı cevaplar veren din tüccarlarına hayranlıkla bakmaya devam ediyorlar ama, "böyle yaparak sizi kandırıyorlar" diyene yıllarca kin beslediler, düşman bellediler..

Velhasıl neymiş; yurdum insanı ezik arabesk ruhuna hitap eden salya sümük herşeye mal gibi hayranlık beslemeye bayılıyor...

Hem bir de ibadet edebilmek için ille de bir şeyhi, şıhı olması gerektiğine, mutlaka birilerine mürid olması gerektiğine inanan, çobansız, güdülmeden kıldığı namazdan, tuttuğu oruçtan bile emin olamayan zavallılarla dolu bir memlekette yaşıyoruz.

Hatırlarsanız zamanında ne şeyhler gördük, müridlerine kutsaldır, sevaptır diye bilmemnerelerini öptüren, ayaklarına kapandıran...


Adamın haline bakın, bu nasıl bir şaklabanlıktır, nasıl bir riyakarlıktır.

Bu kitleye bu kadar ayyuka çıkma hakkını veren, tekkelerin açılmasına, ortalığın şeyhlerle şıhlarla ve bunun gibi şaklabanlarla dolmasına göz yuman zihniyet, tecavüze uğrayan çocuklar karşısında da sessiz kaldı elbette...

Bir sürü yasadışı ev işleten, kayıtdışı eğitimler (?) veren bir vakıf bu konuda suçlanınca da "böyle bir olayın bir kere yaşanmış olması bir kurumu kötülemek için sebep olamaz" gibi olağan dışı zırvalamalar sergilediler.

Ve bu yasa dışı oluşumlar, nereden geldiği belli olmayan paralarla ve müridlerini de bağış adı altında bol bol soyarak süper lüks ototmobillerle gezip, tatil yörelerinde jetski' lere binip insanlarla alay etmeye de devam ettiler...

Deniz Feneri Davası' nı da unutmuş değiliz... unutmadık değil mi? Yahu onu da mı unuttunuz? Ha pardon siz o sırada kutu açma yarışmaları seyrediyordunuz değil mi? Şimdi de survivor var, diziler var; meşgulsünüz tabi, oyaladım, kusura bakmayın...

Gerçi 17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk operasyonları için "çalıyorlarsa da iyi yapıyorlar, en azından para ülkede kalıyor" diye tevekkülle karşılayan bir halkın böyle basit (!) olayları unutması normaldir...

Üstelik aynı tipler "kefenimizle geldik" diye artistlik yapıp, şehirlerinde çıkan çatışmalara bombalamalara gık diyememişlerdi değil mi? evet evet...

Ayrıca kefenle huzuruna gittikleri sayın cumhurbaşkanının da diploması şaibeli ama önemli değil reyiz o, ne yapıyorsa haklıdır, doğrudur...

Daha da yazamadığım bir dünya olay, konu... tartışmakla bitmez ki...

Başka yazılarda devam ederiz parça parça... Sevgiler...

29 Ağustos 2012

Zarar Ettiniz

Şimdiki devlet adamları, politikacılar, bürokratlar feyz alırlar mı, utanırlar mı bilmem ama zamanımızın soyguncularına muhteşem bir mesaj olacak, tarihi bir gerçeğin kısa öyküsüdür.

Zarar Ettiniz

Osmanlı Devleti' nin son sadrazamı Ali Rıza Paşa, sadrazam olunca, büyük bir tüccar olan eniştesini çağırarak :

"Enişte, ben bugün sadrazamlığa tayin edildim. Siz büyük bir tüccarsınız. Tabii, tüccarlığa devam edeceksiniz. Fakat ne kadar meşru ve doğru kalırsanız kalın, halk sizin kazancınızı benden bilecektir. Eski başarılı tüccarlığınızı hesaba katmayacaktır. Ben de bu şartlar altında otoritemi ve itimadımı kaybedeceğim. Bu itibarla ya ben sadrazamlıktan istifa edeyim ya siz tüccarlıktan vazgeçiniz" der.

Eniştesi :
"Paşa, siz sadrazamlıkta kalınız. Ben ticaretten vazgeçeyim. Milletin kârı ve menfaati, şahsın kârı ve menfaatinden daha üstündür. Bu itibarla benim ticareti terk etmem daha isabetli olur." diye cevap verir.

Bugün pek abes gibi görünen bu konuşmadan sonra enişte bey ticareti terk eder. Ali Rıza Paşa' da Göztepe' deki yalısını eniştesine tapular. Dahası var. Bir müddet sonra Ali Rıza Paşa sadrazamlıktan ayrılır. Enişte bey Ali Rıza Paşa' nın yanına gelir.

"Paşa, artık sadrazamlıktan ayrıldınız. Ben de tekrar ticarete başladım. Göztepe' deki yalınızın tapusunu alınız." der.

"Evet enişte, yeniden ticarete başlamak hakkınızdır. Fakat yalının tapusunu alamam. Çünkü siz benim, sadrazamlığım zamanında ticareti terk etmekle onun gibi birkaç yalı parası zarar ettiniz" der ve tapuyu geri almaz.

Sağlam ve metin ahlak, iyi ve sağlam yetişenlerde bulunur. Birkaç kuruş menfaat için karşısındakinin gönlünü ve kalbini kıranların gözü kör, kalpleri paslanmış demektir.

Şimdikilerin çıkarı birkaç kuruşla da sınırlı kalmıyor maalesef...

Sinan Yağmur - Tarihimi Seviyorum - Bahar Yayınevi

2 Ocak 2012

2011' de neler olmuştu? - Bölüm 2

Pek de almanak tadında olmasa bile, en azından başlıkları hatırlamak adına işe yarar diye düşündüğüm konumuzun 2. bölümündeyiz.

Bir önceki yazının girişinde 2012' nin sonlarında yaşanacağı iddia edilen kıyamet günü senaryoları ve kehanetleri özet geçmiştik. Bu konuda yapılmış filmler, belgeseller, yazılmış kitaplar mevcut. Filmlerden biri de, sanırım önceki yıl, Türkiyede vizyona giren 2012 idi. Görsellerini, aksiyonu başarılı bulmuştum, hatta 3D bile olabilirdi ama maalesef "Amerikalı kahraman aile babası, ailesini ve dahası dünyayı kurtarıyor" modelinde ısrar edildiğinden, senaryo pek eğreti gelmişti... Benzer bir duyguyu Dünyalar Savaşı filminde de hissetmiştim. Film eleştirilerine nasıl geldik biz?

Konumuza dönelim; 2011' de neler olmuştu...

26 Aralık 2011

2011' de neler olmuştu? - Bölüm 1

Geldi gelecek, aman da ne güzel geçecek diye hayallerle, hülyalarla karşıladığımız 2011' de geçti gitti, şunun şurasında 3-5 gün sonra bir umut 2012' ye sarılacağız. Gerçi onun da sonunda kıyamet kopacak deniyor ama dur bakalım... Ben pek inanmasam da çok ciddi iddialar var malum...  Bunlardan biri Foton Kuşağı başlıklı iddia, diğeri de Maya Uygarlığı döneminde kullanılan takvim sistemine ve Mayaların şaşırtıcı doğruluktaki astroloji bilgisine göre hesaplanan Kıyamet Günü teorisi... Şu blog girdisinde güzelce toparlanıp anlatılmış...

Mayaların astronomi konusundaki yetenekleri hakkında şu bölümü okuduktan sonra ise bu teoriyi tekrar düşünmeye karar verdim, hatta her an inanabilirim...

Mayalar’ın zamana ilişkin çalışmalarında esas olarak iki takvimleri vardı: Tzolkin denen takvim dinsel nitelikliydi, bu takvime “kutsal yıllık”, “büyülü takvim”, “ayin takvimi” de denirdi. Haab denilen takvim ise güneş takvimiydi. Güneş yılını Mayalar 365,2420 olarak belirlemişlerdi; modern astronomiye göreyse güneş yılı tam olarak 365,2422 gündür. Yani dakika ve saniye gibi zaman ölçülerinden yoksun olduğu varsayılan Mayalar’ın hesabı ile modern astronominin hesabı arasındaki yıllık fark yalnızca 17 saniye idi.
Sizce de bu kadar kesinlik, o dönemin şartları düşünüldüğünde ürpertici değil mi? Yoksa ben mi abartıyorum...

Neyse efendim, nerede kalmıştık, evet 2011' de dikkat çekici başka neler olmuştu.

25 Nisan 2011

Çanakkale Siperleri

Hürriyet' in bir video-haberinde seyrettiğim görüntüler gerçekten içimi acıttı. Böyle büyük bir mücadele ve zaferin izlerini ibret-i alem için korumamız gerekirken, ilgisizlik ve bakımsızlık sonucu acınacak hale gelmeleri... Ayıp ki ne ayıp... İş, para harcamaya geldi mi havaya savuracak sürüyle yer buluyoruz ama tarihimizi korumak bu kadar mı zor geliyor?

İlgililerin acilen ve bir zahmet görevinin başına geçmesi gerekiyor...





Hürriyet Video'larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!


Haber altında geçen metin de şu şekilde...

Çanakkale Savaşları'nda, Mustafa Kemal'in "Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum "direktifiyle Mehmetçik'in süngü hücumuna çıktığı siperlerin içler acısı hali yürekleri sızlatıyor.Çanakkale Kara Savaşları'nın 96'ncı yıldönümü heyecanının yaşandığı Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nda, 57. Alay Şehitliği ile Conkbayırı arasındaki bölgede bulunan Türk siperleri bakımsızlık nedeniyle utanç abidesine dönüştü. Düztepe mevkiinde bulunan siperlerin içindeki tahtalar zamanla çürüyüp yok oldu. Yağışların etkisiyle toprak siperlerin içine kaymaya başladı. Temizlenmeyen bitki örtüsü de siperleri kaplamaya başladı. Son olarak yağan yağmurlar, bakımsızlık nedeniyle siperleri adeta göle çevirdi. Bir su gideri açılmadığı için yarısına kadar suyla dolan siperlerin içindeki sağlam kalan tahtalar çürümeye başladı. Ziyaretçiler, Türk askerinin 96 yıl önce gösterdiği cesaretin tanığı siperlerin kaderine terkedilmesi nedeniyle tepki gösterdi.(Burak GEZEN-Ersan KÜÇÜKKURU /DHA)