18 Aralık 2018

İstanbul ve Beton Yığınları

Çoğu zaman şikayet ettiğimiz bir durum var; şehir hayatı hepimizi beton blokların içine hapsetti... Artık pek az insan müstakil evlerde oturuyor, en azından İstanbul gibi büyük şehirler için durum böyle...

Küçük binalar, büyük apartmanlar, siteler, rezidanslar... Kapalı kutular, beton bloklar içinde bir sürü hayat.

Eskiden de İstanbul' da bir çok insan apartmanlarda yaşardı... Benim de çocukluğum apartmanlarda geçti. Oturduğumuz semtte bahçe içinde, ağaçlarla çevrili bir çok gecekondu da vardı ancak zamanla onlar da betonlaşmaya ve ranta yenildi, yerlerine yüksek yüksek binalar dikildi.

İstanbul - Beton Yığını




Yine de insanlar birbirlerine karşı saygılıydı. Binaya yeni taşınan kişiye hoşgeldin denirdi, nasıl bir insan olduğu anlaşılmaya, biraz da ona uygun davranılmaya çalışılırdı. İnsanlar birbirlerini kırmamaya, rahatsız etmemeye gayret ederdi.

Belli saatlerden sonra evde biraz yüksek sesle konuşan uyarılır, çocuklar gürültü yaparsa susturulur, diğer insanlar rahatsız olacak diye endişe edilirdi.

İstanbul göç almaya devam etti. Nüfus arttı, binalar yükselmeye, sayıları artmaya devam etti, binalar genişledi, kaldırımları aştı, sokaklar daraldı, yeşil alanlar talan edildi, her boşluğa bir beton yığını konduruldu...

Bu durum zaman içinde farklı sorunlara neden olmaya başladı... Mesela otomobil sayısı arttıkça park sorunu yaşanmaya başladı. En kalabalık semtlerde bile belediyeler oy kaygısıyla, bir daire daha fazla olsun da para kazanalım diye otoparksız tasarlanmış binalara onay verdiler. Saçma tasarımı ve sırf var görünsün diye girişi imkansız göstermelik otoparkları olan inşaatları görmezden geldiler. İnsanlara otoparklı diye satılan evlerde garaja aracınızı sokamıyordunuz ama olsun, otoparklıydı o evler. Sırf bu yüzden 30-40 bin TL fazla ödemek de koymuyordu insanlara çünkü oralar değerlenecek ve bu evler de 2-3 katına satılabilecekti nasıl olsa... Sokaklar da beleş otopark ya...

Sokak Oyunları


Çocuklara oyun alanı kalmamıştı mesela... Ne bir yeşil alan, ne bir boş arsa... Akşama kadar tozun toprağın içinde top peşinde koşan, ip atlayan, türlü türlü oyunlar keşfeden çocuklar yok artık. Hepsi evlerinde telefon, tablet ya da biraz daha şanslıları konsolların başında... Oynuyormuş gibi yapıyorlar. Sağlıksızlar... Hem ruhen, hem bedenen... Ancak haftada bir beden eğitimi dersinde koşabiliyorlar...

Bir de apartman hayatının çileleri büyümeye başladı. Bir pazar sabahı bet sesiyle çığlık çığlık şarkı söyleyen komşunuzun sesiyle uyanabilirsiniz ya da gecenin bir vakti büyük gürültüyle kapatılan apartman ya da daire kapısının gürültüsü...
-----
Üst katımda yaşayan komşumu bir gece saat 04:30' da aramak zorunda kaldım.

- Komşu kusura bakma bu saatte arıyorum ama sanırım tadilat yapıyorsunuz, sabah devam etseniz olmaz mı? 3-4 seferdir çocuk uykusundan sıçradı, ağlıyor, biz sabah işe gideceğiz uyuyamıyoruz...
- Abi biz sadece boya yapıyoruz, bizde gürültü yok, ben de senden geliyor sandım o sesler...
- Komşu şaka mı yapıyorsun, hem boya yapıyorum diyorsun, hem gürültüler benden gelecek... (sözümü kesiyor...)
- Yok abi bizim sohbet ederken sesimiz geldiyse kusura bakma ama başka gürültü yapmadık...
- Yahu sesin nereden geldiğini anlayabiliyorum herhalde değil mi?
- Yok abi bizde öyle gürültü olmadı... O zaman kesin yan daireden geliyor. (Bu arada katlarda birer daire var, yan taraf dediği öbür apartman...)
- Kardeşim her neyse, lütfen biraz dikkatli olun, sabah 6' da kalkıp işe gideceğim, çocuk uyuyamadı daha...
- Tamam abi, kusura bakma...

ve bu diyalogdan sonra yarım saat kadar daha boya kovaları sağa sola sürüklendi, sohbetler edildi, takır tukur sesler oldu derken nihayet sustular... Tabi boyacı giderken hem daire kapısı, hem apartman kapısı inanılmaz gürültülerle kapandı, artık onları önemsemiyorum...

Daha sonra karşılaştığımızda özür dilemek yerine tezini ileri götürüp, kendisinden 2 kat, benden 3 kat yukarıdaki çatı katında oturan ailenin çocuklarının ne kadar gürültü yaptıklarını anlatmaya başladı... Diyecek söz bulamadım artık... Yemin billah ediyor adam "abi gürültüleri sanki benim yatak odamda" diye...
-----
Daha yakın bir zamanda cuma akşamı saat 20:00 gibi alt komşumuz teyzenin kızı ailecek ziyarete geldi. Tahminen 7 - 8 çocuk gürültüsü çıkarma potansiyelindeki 3 çocuğuyla beraber... Bir aile daha var, onların da birkaç çocukları var...

Sanki çocuklar bizim evin içindeler... Annelerin çığlıkları, bedduaları, dayakları, tehditleri, çocukların akla ziyan gürültüleri, bağrışmaları... Babaların küfür kıyamet saçma sapan futbol muhabbetleri, arada hem çocuklara, hem kadınlara ettikleri ağza alınmayacak küfürler...

Salonlarında rahat oturmak için sürekli çocukları arka tarafa, yatak odalarının olduğu yöne kovaladılar ancak orası hem bizim hem de çocuğun yatak odasının olduğu yer aynı zamanda... 09:30' dan gece 01:30' a kadar çocuğunuzu uyutamadığınızı, çocuğun uykusuzluktan artık huzursuzlanıp ağladığını, her daldığında bir gürültü yüzünden sıçrayıp ağlayarak uyandığını düşünün...

Daha önce de defalarca oldu buna benzer durumlar yaşandı, güzellikle uyardık, tartıştık, anlatmaya çalıştık... Ama kafalar da beton olunca işlemiyor işte...
-----
Bir başka zaman, mekan aynı, bizim ev... Bodrum katta, yani benden 2 kat aşağıda oturan ailenin oğlu, bir cumartesi günü müzik dinliyor... defalarca, akşam saatlerinde bile yaşanan bir durum bu... Evimin salonunda telefonla konuşuyorum, karşı tarafın ne dediğini anlamıyorum. Öyle bir ses hayal edin...

Dayanamayıp gidiyorum ve kapıyı çalıyorum. Hayal meyal bir zil sesi var ama ben bile duyamıyorum. Neredeyse kendi iç sesimi duyamayacağım, o kadar gürültü var... Kapıyı yumrukladım, tekmeler attım, zile basa basa düğmeyi yamulttum... En son içerden cılız bir ses geldi... "la aamet, la gapı mu çaliy la?..."

Paşam müziğin sesini kısıp, dinledi bir süre... 3-4 sefer daha çaldım, bu sefer kabahatini anladı, kapıyı açmıyor... Seslendim "kardeş, bi açsana kapıyı... içerdesin duyuyorum, açar mısın kapıyı..." Açtı sonunda... "Ne yaptığını zannediyorsun kardeşim sen, 2 kat yukarıda telefonda konuştuğumu duymuyorum, böyle gürültü mü olur" dedim, "pardon abi" dedi, sırıttı, kapıyı suratıma kapattı...

-----
Diyeceksiniz ki bu şekilde çözemiyorsan neden polise başvurmuyorsun? Tamam geldi polis sorunu o anda çözdük... Sonra? O insanlarla yüzyüze bakacağız... Eskiden insanlar bu noktaya gelmekten utanırdı, ben öyle bir ailede büyüdüm, hiç böyle şeylerle muhatap olmadık... Onu da geç, olduğunda da, insanlık hali olur ya, komşumuz gelip bizden özür dilerdi...

Üstelik üst kat komşum ruhsatsız olduğunu düşündüğüm bir silah taşıyor, karısıyla birbirlerine akla hayale gelmeyecek, düşünürken yüzümü kızartan küfürler, hakaretler ederek kavga eden bir aile... Nasıl muhatap olacaksın? Kapıma polis getirdin diye ertesi gün silahla bana saldırmayacağını kim garanti edebilir?

Alt kat komşumun kızları, oğulları, önceki sene babalarını kaybettiklerinde abartılı üzüntü ritüellerinde kendilerini yerden yere atıp, çığlıklar atarak ağlarken soyunup sokak ortasında asfalta yatıp yuvarlanan, sandalye tabure ne varsa sağa sola fırlatıp cam çerçeve indiren, 1-2 gün sonra da güle oynaya sokakta çocuk gezdiren, şuursuz, rahatsız, kültürsüz, gulyabani gibi tipler... Bu kadar ruhu gösterişle, pislikle dolu insanlara neyi nasıl anlatacaksın?...
-----
Merak etmeyin, öyle izbe bir yerde yaşamıyorum, sıradan bir muhit, normal bir sokak işte... Bu tiplere siz de kendi oturduğunuz apartmanda ya da semtte muhtemelen rastlayacaksınız...

Yine çok uzun oldu biliyorum ama bu konulardan uzun zamandır muzdarip olduğum için anlattıkça aklıma farklı farklı örnekler geliyor, yazmakla bitiremem yani...

Ve tek beklentim de biraz medeniyet, biraz edep... Tek başınıza yaşamıyorsunuz, etrafınızda başkaları da var ve sadece biraz düşünceli olup, başkalarının haklarına saygılı olsanız zaten sorun kalmayacak...

Elbette evinizde müzik dinlersiniz, belki siz bir enstrüman çalıyorsunuz hatta... film seyrederken bazen sesini açmak isteyebilirsiniz, çocuklar oyuna kaptırıp gürültü yapabilir, misafiriniz gelmiştir, ev kalabalıktır, gürültü olur... Bunlar sorun değil... Ama hepsinin zamanı ve dozu var... Lütfen biraz saygı...

Ve artık n'olur biraz medeniyet...