Anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2012

56K Modem

İnternet her zaman şimdiki gibi değildi sevgili kardeşlerim, teknoloji yeniydi, çok gelişmemişti henüz. Teknik imkanlar kısıtlıydı, ekonomik şartlar olgunlaşmamıştı... Gerçi elin oğlu Avrupa' da çok daha uygun fiyatlarla canavar gibi teknolojiler kullanıyordu ama olsundu, bizim böyle mazeretlerimiz vardı nasıl olsa...

12 Mart 2010

Üç yanlış, kaç doğru ?

Sustum, gittim...
Ama kör olmadım,
Görüyorum yürüdüğüm yolları...

Yandım, öldüm...
Ama sağır değilim,
Duyuyorum o şen kahkahaları...

Sandım, kandım...
Ama aptal değilim,
Biliyorum oynadığın oyunları...

Mayıs, belki de Eylül İkibinbilmemkaç

21 Şubat 2010

Haydi gidelim buralardan...

Bir hafta sonu nasıl geçer ? Yaşanmışların en güzellerini yaşadıktan, gittikçe artan huzuru, mutluluğu tattıktan ve bütün değerlerini, umutlarını yine böyle bir günde yitirdikten sonra, haddinden fazla kendimle kaldığım ve beni kasvetiyle boğan ve beni yalnızlığımın bataklığına ite kaka yuvarlayan bir günü nasıl atlatayım...

Dakika dakika sayarak, her nefes aldığımda biraz daha eğerek boynumu ve etrafımda döne döne, gitgide üzerime kapaklanan bu eşyaların arasında, duvarlarda yankılanan ve kulaklarımı delip içimi ateşlere boğan seslerle...

ve her hatırladığımda içimi ezen, hiç unutamadığım, beynimi delen, zihnimin içindekileri çekip çıkaran o bakışları ve o bakışlardaki aşkı ve merhameti ve tutkuyu ve görkemli sevgiyi görebilmiş olduktan sonra nasıl bakayım aynalara ?... Ben vardım o gözlerin içinde, şimdi aynalarda bile göremiyorum yansımamı, kamaşmıyor gözlerim hiçbir nurla...

Atlattım sayalım bir hafta sonunu, ya hayat ne olacak ? Bir ömür var daha önümde...

ve sen kadim dostum, sadık sevgilim, huysuz yoldaşım; yalnızlığım... ve sen gel yine benimle, tut elimden, al beni en derinine...

Haydi gidelim buralardan ve bir daha dönmeyelim...

23 Aralık 2009

Yolcu Yolunda Gerek

İrkildim de uyandım az evvel, uyuyakalmışım... Ne de güzel rüya görüyordum...

En son biri bir masal anlatıyordu; bir kuğu ile bir karganın hikayesi vardı o masalda... İçim geçivermiş...

Nerede şimdi o masalı anlatan ? Hay aksi, gitmiş o da, bir teşekkür de edemedim...

Ne var canım, çocuklar mı dinler sadece masalları, onlar mı inanır sadece ?

Ömür de bir masal değil mi zaten ? Kuş misali ya hani insan; bir varmış, bir yokmuş...

Neyse; yolculuk vaktidir... Kal sağlıcakla...

18 Kasım 2009

O Melodi

İlk duyduğumda çok hoşuma gitmişti... Kendimi başka bir zamanda, başka bir yerde hissetmiştim...

Sonraları heryerde duymaya başladım ama bendeki büyüsü kaybolmadı bir türlü...

Sonra bir gün onun telefonunda zil melodisi olarak kayıtlı olduğunu farkettim bu müziğin; birilerine yalvar yakar buldum kopyaladım... Artık o her aradığında sanki yanıbaşımda, elimi uzatsam değecekmişim gibi gerçek görünen silüetine bakarak konuşabiliyordum, onu hatırlatıyordu bana. Sadece o aradığında çalıyordu o büyülü melodi telefonumda.

Birgün onu yolcu ettim, havaalanından uğurladım... Sonra oracıkda, kaç defa bu melodiyi dinlediğimi hatırlamıyorum. Sanki bir daha hiç gelmeyecekmiş gibi hissettim nedense, onu bir daha asla İstanbulda göremeyecekmişim gibi geldi... Tutamadım kendimi de, gözyaşlarımı da... Onunkimiydi bilmiyorum ama kalkan uçaklardan birinin arkasından bakakaldım gözden kayboluncaya kadar... Eve dönene kadar da ıslaktı gözlerim...

Onun da evine sağ salim vardığı haberini alana kadar nefes alamadım neredeyse; hemen her yolculuğunda olduğu gibi... Dualar ettim ondan bir haber gelene kadar...

Sevmek güzel şey be...



Biliyorum çok bildik bir melodi herkes için, hatta duymaktan sıkılanlar bile vardır ama benim için hep özel olarak kalacak, kusura bakmayın...

Game Over


"Hayat bilgisayar oyunu değil, mario' nun bile 3 canı var, bizim 1 tane...

Ama level atlamak zorundayız yoksa bütün ömür gözlerimizin önünden biz mal gibi bakarken akıp geçiyor..."

28 Ekim 2009

Lavinia Gitti

Ne o anlatabildi derdini, beklentisini, sıkıntısını, ne de ben... Arada birşey eksikti, bir yerde bir kopukluk olmuştu ama çözemiyorduk bir türlü... Her söylenen cümle aslında başka birşey anlatıyormuş gibi geliyordu ikimizede. Hep bir tedirginlik, sürekli bir savunmaya hazır duruş vardı.

Uzun zamandır böyleydi diyaloglarımız. Ne kesip atabiliyorduk herşeyi, ne yok sayabiliyorduk. İnanıyorduk aslında ama içerimizde bir yerde hep o şüphe vardı, o sinsi, o kemirgen şüphe; "yoksa yine mi saldıracak"... Hangimiz ya da ne sebep oldu buna hiç önemi yok. Ne bir olay ne de bir başkası olamazdı zaten, sonuçta sebep bizdik ama gerekçelerimiz yoktu; kopuktu zincir, olduramıyorduk...

Varılan noktada kimin ne derece zarar gördüğü, neyi kaybettiği ya da ne kazandığı tamamen anlamsızlaşıyordu çünkü ortada bir sonuç yoktu...

Verdiği karardan onu geri döndürmem imkansızdı biliyordum bunu. Tüm yaşanmışlıkların hatırına ikimizde saygıyla susmaya çalışıyorduk. Kimi zaman öfkemizi, kimi zaman sevgimizi içimize bastırıp, susarak ya da ıslık çalarak geçiştiriyorduk o anı, birbirimizi kırmamaya özen göstererek.

Ama o aklına koymuştu bir kere; gidecekti... ve bir gün gitti... eski dünyasına, acılarına, eğlencesine, yalanlarına ya da gerçeğine; kendisi nasıl tanımlıyorsa oraya döndü. Zamanında kaçmak için bana sığındığı o kalabalık dünyaya...

Üniversite yıllarımdı. Sevgili kedim Lavinia artık yanımda değildi, gitmeyi kendi seçmişti... Aylar sonra bir ara sokakta karşılaştık. Korktu benden ve kaçıp karşı kaldırıma geçti. Sonra da ben köşeyi dönüp kaybolana kadar arkamdan baktı... Ağlıyor muydu ne ?...

6 Eylül 2009

Monolog

Bir ara şöyle bir yazı karalamışım...

Eskiden çok hönkürürdüm insanlara, hatta 20' li yaşlarımda, ne gerek varsa, kendime bir misyon yüklemiştim, insanlığı gerçeğiyle yüzleştirecektim... baktım ki ben kendi gerçeğimle yüzleşmemişim henüz; yalnızlığımla... Alkolik olmanın eşiğinden dönerken, bu salak görevden de istifa ettim. Uzunca bir süre ölümün herşeye çözüm olacağına inanmama rağmen aslında hayatı ne kadar sevdiğimi ve yaşıyor olmanın nasıl bir nimet olduğunu farkettiğimde eski sevgilime dönmeye karar verdim; İstoşuma... Sahiline aldı beni, bir de çay ikram etti... Dertleştik, seviştik, gülüştük... Sonra dedi ki bana;

- Nedir bu telaşın, yine gidecekmisin yoksa beni burada bırakıp, kendi masal dünyana...
- Masal dünyam tarumar İstoşum, orayı da talan ettiler... gidecek yerim de kalmadı artık...
- Ben sana söylemiştim zamanında; yavaş ol demiştim, ağır ağır yaşa, tadını çıkar hayatta olmanın demiştim...
- Ben de seni dinlememiştim... Haklısın...
- Ah benim uslanmazım...
- ...

5 Eylül 2009

Gölgelerin Gücü Adına


Küçük yaşta çocukların çok fazla televizyon seyretmesinin faydadan çok zarar getireceğinin herkes farkında. Asosyalleşme, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon eksikliği gibi çeşitli sorunlara neden olabiliyor.

Ama yeni nesil bir acayip. Bir takım araştırmalar yapılmış ve çok fazla çizgi film izlemenin çocuklarda hiparaktivite' ye sebep olduğu görülmüş. Biz de çizgi film seyrederdik, hem de envai çeşit... Buna rağmen hiç kendimi camdan atmaya kalkmadım; "süpermenim ben uçabilirim" diye.. "Spiderman oldum, fışk fışk... nerde lan bu ağ ?!!! aaahhhhhhh" böyle bir sahne de yaşanmadı. He-Man oldum, Robotech robotlarından kullandım ama en büyük aksiyonum kolduktan atlamaktı. Yani ben mi fazla saftım bilmiyorum ama arkadaşlarımdan da yapan pek yoltu daha fazlasını... Gerçi bizim de çizgi filmlerde gördüğümüz en vahşi sahne Jerry' nin, Tom' un kafasına tavayla vurduğu sahnelerdi... Onun da aslında yanlış olduğunu kestirebiliyorduk, taklit etmiyorduk... Kardeşimin kafasına tavayla vurduğumu düşünemiyorum :)))

Ya nesil acayipleşti ya da çizgi filmler artık bir acayip... Yukarıda linkini verdiğim yazıyı anne babalar bir okumalı yinede...

21 Haziran 2009

O Gün


İlk defa o gün sarılmıştım sana, kollarımı açtığımda sana getirdiğim bahar saçılmıştı tüm şehre... Yüreğinden yüreğime sevgin akıverdi sonra; içim ısındı...

O gün ellerimi tuttuğundan beri hiç üşümediler, hiç sıkmadım yumruğumu bir daha, kenetlenmedi parmaklarım acıdan...

Uzakta da olsan (şimdilik), hiç sensiz kalmadım. Farkında değilsin belki de, ben oradan ayrılırken, seni de aldım yanıma... Bir daha bırakmamacasına...


Hands

18 Haziran 2009

Ben de Küçüktüm Bir Zamanlar

Bu böyle olmayacak. Klavyesi olan yazıyor... Yok yok, darılmayın hemen yahu :)

Takip edenler farketmiştir, uzun zamandır çok düzensiz yazıyorum. Düzenli giden birşey yok ki ben düzenli olayım... Baktım bu kadar ciddi konu yoruyor artık beni, ben de biraz eğlenelim dedim...

Yanlış duymadınız, bir zaman ben de küçüktüm... Arkadaşlarım her ne kadar bu derece eski dönemlerin tarih bilimini değil, arkeolojiyi ilgilendirdiğini düşünseler de, ben hala kendimi genç hissediyorum :)

Ben küçükken neler yapardım sorusunun cevabını öyle alenen vermek niyetinde değilim ama :) Zira pek de civcivli bir çocukluğum yoktu aslında...

Birkaç ayrıntı var ama, pek keyif aldığım, onlardan bahsetmezsem olmaz şimdi... Bazı arkadaşların da hevesi kabarmıştır şimdi; ayrıntı yakalayacaklar ya :D Pışık...

Ev kuzusu denir ya hani, biraz öyleydim ben. Sokağa salmazdı annem beni pek, bol bol evde zaman geçirirdim. Hatırı sayılır miktarda müzikal arşiv ve kitap da vardı, özellikle gemici babamın yurtdışında getirdiği kasetleri dinleyip, nadiren çıktığım sokakta çocukları etrafıma toplayıp uyduruk bir ingilizce ile şarkılar söyler, ceplerindeki bütün parayı toplardım... Ama benim ticarette zayıf olacağım o zamandan belliymiş; acırdım eve dönünce dayak yiyecekler diye, geri dağıtırdım paralarını konserden sonra :)

İstoşda o zaman sağlam kar yağardı, o zamanlarda serbestti sokağa çıkmak elbette. Ben masum, yumuşak kartopları yapar, sıkı ve adil oyun çıkarırdım, haylazın biri kaya gibi, içi buz takviyeli kartopunu kafama çaktımı da ağlaya zırlaya dönerdim eve, karda oyun macerası da genelde kısa sürerdi...

Oturduğumuz evin bulunduğu yokuşu tırmanır nefes nefese çıkardım yukarı okula giderken, o şerefsiz köpek sürüsü de her sabah durağa kadar kovalardı beni... Bir sabah da farketmeyin beni, ne bileyim uyuyakalın... yok... hiç sektirmedi adiler... 4-5 tane boyum kadar köpek, hav höv peşimde... yazıkmış bana :)

İstanbulda bizim çok imkanımız olmazdı sokaklarda birşeyler yapmaya ama oturduğumuz mahalle nispeten daha sakindi birçok yere göre... Ben bile o kadar az dışarı çıkmama rağmen, bir sürü sokak oyunundan nasibimi aldım. Sayfalarca yazacak kadar olmasa da güzel anlar var aklımda kalan... Ama dedim ya, fazla ipucu vermek yok ;)

22 Mayıs 2009

Yolculuk

Yolculukların en güzel yanı ulaşacağım yerde karşılaşacaklarımı hayal etmek bence... Yol boyunca aklımdan bir sürü senaryo geçer, kendi kendime konuşurum bazen; "ben şöyle diyorum o(nlar) da böyle cevap veriyor..."

Yeni yerler, yeni yüzler, yeni hayatlar... Çok cazip bana göre. İçimde bastıramadığım bir keşif duygum var eskiden beri ama bu duyguyu destekleyecek nakit bulmak ayrı bir konu elbette :)

Bu sefer yolculuk sebebim çok farklı ve özel; yeni bir hayata adım atıyorum, bir hayat kurmaya gidiyorum; heyecanlı ve mutluyum... Canım' a gidiyorum...

Allah herkese, kendini benim kadar mutlu hissedebilmeyi nasip etsin...

5 Nisan 2009

Sihirli Düşler

Bana düşlerini anlattı bütün gece... Gizemli dünyasının en ücra köşelerine taşıdı beni, sihirlerle dolu düşlerinde gezdirdi... Elimi tuttu ve o bambaşka diyara aldı götürdü beni...

Acılarını, gerçeklerini, hüzünlerini, sevinçlerini, hayallerini bütün çıplaklığıyla seriverdi önüme...

Sihirli düşler kurduk birlikte bütün gece...

Tuttu elimden ve gittik gidebildiğimiz en uzak yere...

14 Mart 2009

15 Mart 2008


Bundan tam bir sene önceydi; 15 Mart 2008... "Buraya kadar. Ben gidiyorum, hoşçakal..." dedi ve gitti... Sonraları defalarca hem kendimi anlatmaya, hem de onu anlamaya çalıştım. Sebebini ikimizde biliyorduk ama hiç söyleyemedik. Şimdi de söylemeyeceğim; bizde kalsın...

Masal tadındaydı yaşananlar, o kadar güzeldi ki, on yılın nasıl geçip gittiğine şaşabildik sadece... Gençliğimizi birlikte yaşadık, hayatı birlikte öğrendik, yanyana büyüdük... Bir tek biz anlarız birbirimizi sanıyorduk ama meğer yanlış anlıyormuşuz... Koca ağ örülürken birkaç ilmik kaçmış arada...

Keşkelerim vardı içimde, kocamanlardı... Bir gün biri öldürdü onları birer birer... Şimdi artık hepsi "iyiki" oldular...

Umarım hayat boyu mutlu olur, hakettiği herşey onun olur... Tanıdığım, bildiğim en düzgün, en onurlu, en temiz kadındı, hayatıma giren diğerlerinin yanında...

Kimse kırılmasın ama... Hepiniz değerliydiniz benim için; olmadıysa da sebebini biraz da kendinizde arayın...

Velhasıl, hoşçakal serçe...

Ek : İşte o zaman yazdığım bir yazı...

Goodbye