2 Şubat 2012

Portreler - 2


Anne babası ayrı olduğu için büyükannesi ve dedesiyle büyümüş. Ben tanıdığımda 19 yaşında, hayat dolu gencecik bir kadındı. 17 yaşında kendi isteğiyle, sevdiği adamla evlenmiş. O yaşına rağmen önceki hayatına sığdırdığı birçok aşkından, gözleri dalarak, bazen duraksayarak bahsederdi. Bazılarını harcadığını, hatalar yaptığını söylerdi. Sahte kimlikle açtığı e-posta hesaplarını kullanarak, bu eski sevgilileriyle de arada bir yazışır, kendi tabiriyle sohbet eder, benim tanımımla ise ruhunu okşatırdı. Çünkü kocasından sevgi görmüyordu.


Çocuk sayılacak yaşta, sevdiğine inandığı adamla evlenmişti. Ailesini bir şekilde ikna edip, çok da tanımadığı ama bir şekilde inanıp güvendiği bu adamla evlenmişti. Başlarda herşeyin çok güzel olduğunu söylüyordu. Farklı bir şehre yerleşmişler, özgürlüğün tadını çıkartıyorlar, canları nasıl isterse öyle yaşıyorlardı. Bu yaşlarda bir genç kız için çok önemli bence böyle şeyler yapabiliyor olmak. Belki de bunları yapabilecek olmanın büyüsüne kapıldı.

Zaman içinde belirgin bir işi, bir mesleği olmayan bu gencin geliri dengesizleşiyor, ihtiyaçlarını gidermekte zorlanmaya başlıyorlar. Sorunlar da başlıyor elbette. Tartışmalar, borçlar, kira, faturalar, sıkıntı, kavga...

İş imkanı daha fazla düşüncesiyle geri dönüp İstanbul' a yerleşiyorlar. Masraflar artıyor, sorunlar büyüyor, daha fazla sıkıntı, daha fazla tartışma yaşanmaya başlıyor... Kendisinden 10 yaş büyük bir adamla evli genç kızımız, hem maddi hem de manevi beklentilerinin karşılanamadığı düşüncesiyle gitgide içine kapanıyor.

Kocası hergün biraz daha kabalaşıyor, hakaretler, itip kakmalar, aşağılamalar sürekli artıyor. Kendisine, ailesine sürekli hakaret edilmesini sindiremiyor elbette bu genç kadın. Yaptığı ne bir işi, ne bir yemeği beğendiremiyor kocasına. Hatta bir dönem kocası için sadece cinsel ihtiyaçlarını gidermek için bir araç olduğunu hissediyor; "sadece canı istediğinde bana güzel şeyler söylüyor..." diye tanımlıyor durumu. Bir de ev işlerini yapmaya yarıyor ama hakettiği değeri asla göremediğine inanıyor...

Gezmeyi seviyor ama evden çıkarmıyor kocası. Bir yere gitseler başını kaldıramıyor, biraz gülümsese kocası kolunu çimcikliyor "sırıtma" diye. Etek giyemiyor, dekolte kesinlikle olmaz, makyaj sınırlı, denize girecek ama bikini zinhar yasak...

Birgün bir arkadaşı, yolda karşılaştıkları bir başka arkadaşıyla tanıştırıyor onu. Yeni tanışdığı bu gencin kibar tavrı, yakışıklılığı etkiliyor genç kadını. Arkadaşına belli etmeden, bu yeni tanıdığı "büyülü" insana kaptırdığı gönlünü dizginlemeye çalışarak, telefonlaşmaya, dertleşmeye başlıyor. Aralarında başka bir yakınlaşma olmuyor ama yinede eşini aldattığını düşünüp bundan vazgeçiyor ve birgün bunu kocasına anlatıyor. "Bana iyi davranmadığın için ben de bu iyiliği, ilgiyi, şefkati başkalarının sohbetlerinde aradım" diyor ve kızılca kıyamet kopuyor. Hakaretler kat kat artıyor, aşağılamalar had safhaya varıyor. Herşey gitgide daha da dayanılmaz, çekilmez oluyor...

Boşanmayı düşünüyor genç kadın ama ailesinin yanına dönerse alıştığı -adına öyle denebilirse eğer- özgürlüğü bırakmaktan korkuyor, kısıtlanacağını ve hayatının zindana döneceğini düşünüyor ve bazı şeylere katlanmaya karar veriyor.

Kocası her yaptığı kötü tavırdan sonra birkaç gün devam ettirip sonra salya sümük ağlayarak özür diliyor genç kadından. Kadınsı merhameti, o anaç tarafı nasıl kontrol edeceğini öğrenmiş ve iş kendi kontrolünden çıkacak noktaya geldiğinde, kadın çekip gitmeden, son bir hamle ile bütün duygusal oyunlarını oynayıp, genç kadını gitmekten vazgeçiriyor.

Evliliklerinin üzerinde 5 yıl geçmiş sanırım. Genç kadın kendine yakıştıramadığı için başkasıyla birşeyler yaşamayı kesinlikle reddediyor ama kocasının tavırlarının da kendisini buna ittiğini söylüyor. Yine de hala böyle birşey yapmadığı gibi bu yanılgıya düşmekten de ölümüne korkuyor. Kocasının baskısı ve engellemeleri yüzünden etrafında hiç arkadaşı kalmamış ve benimle dertleşirken de o sahte hesaplarından birini kullanıyor. "Abim gibi oldun sen benim, iyi ki varsın diyor..."

Şimdilerde en büyük arzusu bir çocuk yapabilmek. Belki bu şekilde düzelir, kocası çocuğun hatırına ona da iyi davranır diye ümit ediyor.

Bunca yaşananla hiç ilgilenmeyen ebeveynlere ne demeli peki? Farkettiniz mi hiç büyüklerin adı geçmedi anlatılanlarda...