Hayattan Anlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayattan Anlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2026

Birşeyler Değişiyor



 Hayatın garip bir tarafı var. İnsan bunu gençken pek fark etmiyor. Daha doğrusu fark edecek kadar yavaşlamıyor.

Gençken her şey hızlı oluyor. Günler hızlı geçiyor, kararlar hızlı alınıyor, kırgınlıklar hızlı yaşanıyor. Sanki hayat hiç bitmeyecekmiş gibi davranıyoruz. Bir şeyler eksilse bile yerine yenisinin geleceğine inanıyoruz.

Ama yıllar geçtikçe insanın dikkati değişiyor. Eskiden fark etmediği küçük şeyleri görmeye başlıyor. Mesela sabah aynaya bakarken… Saçlarının biraz daha seyrekleştiğini fark etmek gibi.

Bu sadece saç meselesi değil aslında. Hayatın birçok yerinde küçük küçük dökülmeler oluyor. Enerjiden dökülüyor, sabırdan eksiliyor, bazen de hevesten.

Garip olan şu: İnsan büyük kayıpları değil de bu küçük eksilmeleri fark ettiğinde büyüdüğünü anlıyor.

Ben de zaman zaman aynaya bakıp saçlarımın eskisi kadar gür olmadığını fark ediyorum. Hele bir de gençliğimde lepiska gibi upuzun saçlarım olduğunu hatırladıkça içim burkulmuyor desem yalan olur. 

Yine de bazen bunun üzerinde gereğinden fazla durduğumu bile düşünüyorum. Sonuçta hayatın doğal akışı içinde böyle şeyler var.

Ama insan yine de içinden “acaba bir şey yapılabilir mi?” diye geçirmeden edemiyor. Ne de git gel olmuş benim kafa, yaş ilerledikçe böyle oluyor demek...

Sen en çok neye takılıyorsun? Neler eksilmiş hayatından; şöyle bir durup bakınca nelerin artık yerinde olmadığını düşünüyorsun?


---------------

Geçenlerde bu merakla biraz araştırma yaparken dökülme karşıtı bazı ürünlere rastladım. Konuya benim gibi kafası takılanlar olursa diye buraya da bırakıyorum:

https://www.herturlu.com/dokulme-karsiti-urunler-C1015/

16 Temmuz 2018

Eski Defterler - 3

Tencere - Kapak

Erkek - Şimdi biz tencereyle kapak mı olduk?
Kadın - Herhalde,galiba,sanırsam,kesin:)
Erkek - Ama hangimiz tencereyiz yalnız bu önemli bir nokta
Erkek - Sen kapak ol ama
Kadın - Neden peki?
Erkek - Bütün acıyı ben alırım içime,ateşler benim altımda yansın… Sen de ört benim bütün acılarımı…
Bir eski zaman diyaloğu...

22 Ocak 2016

Not Al...

Farkettim ki uzun zamandır kendime önemli bir haksızlık yapmışım. Kelimelerle dans ederdim bir zamanlar, alt alta üst üste oynaşırdık... Şimdi ise sosyal medya denen lanetli mecranın içinde kısa kısa cümlelerle her şeyimizi anlatmaya çalışıyoruz.

Her zaman bir not defterim olmuştur. Cebimde ya da çantamda bir kalem ve ufak bir defter hep yazmaya hazır halde benimle birlikte gezerdi her nereye gittiysem. Nerede ve nasıl bir ortamda olduğum hiç farketmezdi, aklıma her geleni de yazmazdım öyle, o defter bir karalama tahtası değildi... Birileri arkadaşının telefonunu not alsın diye yaprak koparıp vermezdim bile; kıymetliydi o defterler. Bir sürü biriktirdim onlardan, içlerinde hayatım saklı...


29 Nisan 2013

Eski Defterler - 2

Koruma...


Ben ve çevremdeki birkaç insan, yeterince tokat yedik bu şehirden de, insanlardan da... Sende yiyeceksin... Ama birkaç eli yüzüne değmeden tutabilsem kardır... 
Biz insanların pisliklerini, terbiyesizliklerini, çıkarcı çabalarını görmezden gelemedik, canımızı acıttı bu da... Karşı da koyamadık, engel de olamadık ama kendimizi o çarktan uzak tuttuk... Bu sayede "biz" olduk ama hep çekiştirdiler paçamızdan, bizi de bu pisliğin içine sokmak için...
Sen, hiç çıkmadığın o sokakların ortasında buluvereceksin kendini... Bana göre hava hoş, sen çöz sıkıntılarını, hayat senin, dert de senin... Gitmek isteyen sensin... Ama ya senin "insan" oluşun ? Benim sana inanmış olmam ? Bunların hiç mi kıymeti yok ? Birşeyler yapamazsam imkanım varken, nasıl hesaplaşacağım kendimle ? Uyarmazsam seni olabilecekler için nasıl bakarım aynada kendi yüzüme ?

...

"gel hadi; gel sığın kanatlarımın altına, istediğin özgürlüğü yakala, hayatını, düzenini kur, uç ondan sonra, nereye istersen, ne yöne gideceksen... ya da kalmak isterse gönlün, buyur sana bir köşede yerim var"

5 Aralık 2012

Eğitim Sistemi

Son zamanlarda herkesin hararetle tartıştığı kıfayet serbestliği konusunda sürüyle yorum var her yanda. Ben de yapmazsam içimde kalır...

Geçenlerde iki lise öğrencisi önümüzdeki masada konuşurlarken kulak misafiri oldum. Bazı arkadaşlarının maddi durumlarının çok kötü olduğundan bahsediyorlardı. Onların kıyafet konusunda geri kalırlarsa kötü hissedebileceklerini, kendilerinin de bu yüzden çok rahat olamayacaklarını söylüyorlardı. Lise çağına gelmiş, artık birçok şeyin farkında olan genç insanların bile bu konulara takılacağı zaten aşikardı, emin oldum. Buyrun size gerçek... Belli daha rahat, daha ergonomik bir kıyafet tamam ama böylesi sorun çıkaracak; belli...

4+4+4 diye bir sistem türetildi. Amaç malum; İmam Hatip' lerin ortaokul seviyesinin tekrar hayata geçirilmesi... Memleketin eğitim sistemiyle ilgili her sorunu çözdük, hiç eksiğimiz kalmadı, tek eksiğimiz daha fazla İH olmayışıydı...

7 Kasım 2012

Korkma


Korkma bir daha dönmeyeceğim... Severek gidebilmek de erdemdir bence; sevmekten vazgeçip gidenlere bakarsan. Seni kötü anarak yürümemek için bütün çabam... Elde bir sıcak dostluk tutma derdindeyim. Günahını kimsenin ödeyemeyeceği bir ayrılığı tartışmak zaman kaybıdır.

Korkma ! Ben aklından sildikten sonra yüreğine söz dinletebilenlerdenim...

Bir yerde okudum, çok şey anlattı, paylaşmak istedim...

1 Kasım 2012

Portreler - 3

Üniversite yıllarında tanıdığım birini anlatacağım bu sefer. Hayal ettiği gibi sonlanmayan bir hikaye. Son durumunu bilmiyorum aslında ama en son duyduklarım pek de istemediği bir noktada olduğuydu...

Okulda tanışmıştım, sınıf arkadaşımdı. İyi yürekli, sıcak kanlı bir genç kızdı. Benden 1-2 yaş da büyüktü. Çok çalışırdı ama pek de parlak bir öğrenci değildi; zayıf almazdı sadece.

Rahat büyümüştü, anlayışlı ve modern bir ailesi vardı. Tanışma fırsatım olmuştu, güzel insanlardı. Kıyafetlerinde de sohbetlerinde de hep ölçülüydü. Yine de herkesle rahatlıkla birçok konuda sohbet edebiliyor olması akranı genç kızlar tarafından yadırganıyordu. Gizliden gizliye dışlanıyor hatta hafiflikle yaftalanıyordu. 80' ler yeni bitmiş, 90' lar başlamış. Yaftalar bile naif henüz :)

1 Ekim 2012

Vay vefasız ben...

Dostlar sitem ediyor, arayıp sormuyorum diye... diyorlar ki hayırsız mışım...

E madem sizin için o kadar kıymetliyim, o kadar merak ediyorsunuz neredeyim, ne haldeyim diye, siz niye hiç aramıyorsunuz o zaman ? Haydi ben düşüncesizlik ettim, hayırsızın tekiyim, siz o zaman beni arasanıza, utandırsanıza vefasızlığım yüzünden ?

Arayın da bir sorun bakalım, işim gücüm ne alemde, sağlığım yerinde mi, yoğun muyum, depresyonda mıyım ?

Belki çok sıkıntılıyım, belki boğazıma kadar borca battım, sağlığım kötü, ne biliyorsunuz?

Gün içinde kaç değişik işe yetişmeye çalışıyorum, üzerimde kaç kalem görev tanımı var, nasıl bir tempoda çalışıyorum, akşam eve nasıl gidiyorum, kafamda kaç tane tilki, kuyruklarını çakıştırmadan yollarını bulmaya çalışıyorlar fikriniz yok değil mi ?

Benimle birşeyler paylaşmaya, sohbet etmeye ihtiyacınız varsa da aramayan sizsiniz... Dost niye var ? Başınız sıkıştıysa, anlatın da haberim olsun, değil mi ?

Herkesin hayatı sizinki gibi değil, bunu anlayın artık... Düzenler farklı, yaşananlar, imkanlar, ortamlar farklı... Bir de benim gözümden bakmayı deneyin, ondan sonra suçlayın beni "vefasızsın" diye...

21 Mart 2012

ve gelir geçer zaman


Ezer geçer,
Hayalleri, umutları, mutlulukları...
Geride enkaz...
Geride acı...
Kırık kanatlar, ağrıyan, kanayan bir yürek...
Kocaman bir eksiklik,
Boşluk...
Bir şey "yok"



Sadness and Sorrow

20 Mart 2012

Daldan Dala - 3

Geçenlerde bir akşam Taksimde bir bardaydık sevdiğimle, arkadaşlarımız da vardı. Ben o mekanın çok çok eski halini de biliyorum. Girip çıktığımız birkaç yer daha aynı şekilde... Tabii yeni işletmeciler, yeni ortam, yeni müşteriler... Şöyle bir düşündüm, ilk defa Beyoğluna yalnız çıkışım 1992 yılıydı. Bu da 20 sene eder... Ben oralarda "hey gidi hey" diye iç geçirerek saf saf bakınırken, beni garip bakışlarla süzen gençlerin bazıları ancak o yaşta yani... Tafralarıyla, havalı kıyafetleri, tepeden bakan gözleriyle akıllarınca onlara ait olan mekanda bu orta yaşlı adamın ne işi vardı ki?

2 Şubat 2012

Portreler - 2


Anne babası ayrı olduğu için büyükannesi ve dedesiyle büyümüş. Ben tanıdığımda 19 yaşında, hayat dolu gencecik bir kadındı. 17 yaşında kendi isteğiyle, sevdiği adamla evlenmiş. O yaşına rağmen önceki hayatına sığdırdığı birçok aşkından, gözleri dalarak, bazen duraksayarak bahsederdi. Bazılarını harcadığını, hatalar yaptığını söylerdi. Sahte kimlikle açtığı e-posta hesaplarını kullanarak, bu eski sevgilileriyle de arada bir yazışır, kendi tabiriyle sohbet eder, benim tanımımla ise ruhunu okşatırdı. Çünkü kocasından sevgi görmüyordu.

Daldan Dala - 2

İstanbul' da bir haftaya yakın zamandır yaşanan yoğun kar yağışı sebebiyle bu sabah, normalde 30-35 dakikada varabildiğim iş yerime 4 saatte gidebildim... Belediyelere kızacak bir durum yok, gayet iyi çalışmışlar ama öyle bir yağış vardı ki, yetişmek mümkün değil. Arabanın camını temizliyorum, diğer yana geçene kadar temizlediğim yer tamamen karla kaplanmış oluyordu...

Bu hava ve yol şartlarında bile hâlâ daha trafikte cambazlık yapmaya çalışanlar var. Emniyet şeridi kullananlar, sollama yapanlar, makasa girenler... Tırın biri tamponuma dayanıp selektör yaptı, bir minibüs yavaş gidiyorum diye şeridimden iteledi... Delirdiniz mi be adamlar?

Akşam üstü eve geldiğimde yan dairede bağrışmalar duyuluyordu. Dinlememeye çalıştım ama duymamak mümkün değil, bir kavgadır kopmuş... Huzur çok önemli, umarım düzelmiştir durum, birkaç saattir sesleri çıkmıyor... Ya da birbirlerini doğradırlar... Aman diyeyim...

Paylaşım siteleri kar fotoğraflarıyla dolu. Arada çok keyifli, eğlenceli, şaşırtıcı olanlarda var ama herkes de fotoğraf çekmek zorunda değil arkadaşlar, farkındayız, kar yağıyor, neyin peşindesiniz o uydur kaydır fotoğraflarla ? Yakalayın orijinal birşey onu çekin ya da hatıra niyetine birşey olsun...

Hava şartları engel olmazsa hafta sonu hayırlı bir işimiz var, çiçek, çikolata bakıyoruz, süsleme/ambalajlama konusunda alternatif önerileri olan var mı?

Eski kitapları düzenliyordum geçenlerde. Zamanında ne kadar çok kitap okumuşum. Şimdi ise bir türlü zaman bulamıyorum. Zamanı programlı kullanmak konusunda sıkıntılarım var anlaşılan. Ya da belki günler kısaldı da benim haberim yok...

24 Aralık 2011

Ah be hayat

Biz böyle mi anlaşmıştık seninle?
Hani ucundan biraz da bana gösterecektin,
huzuru, keyfi, konforu?
Herşey bu kadar keskin, gerekmediğince ağır,
Olamayasıca gerçeklikte olmak zorunda mı?
Kimse mi dinlemeyecek, kimse mi anlamayacak?
Hani sen önceden anlatacaktın beni?

Öyle bir bastırıyor ki bazen sorunlar, sıkışıp kalıyor insan köşeye. Öyle desen anlamazlar, böyle desen dinlemezler; bunalır, daralır, kaçıp gitmek istersin ama yapışmış ya hayat bir kere paçana, kurtar kurtarabilirsen...

Kimisi ayakkabısına toz değmeden hayat geçirir, biz de bırak taşın altına elimi sokmayı, taş ocağına sevkiyat sorumlusu olmuşuz da haberimiz yok...

Yaz mı gelmişti neydi, anlayamadan, baktım ki kar bastırmış... Daha geçen güneş yokmuydu?


29 Kasım 2011

Yazmaya Yabancılaşmak

Uzun zamandır üzerinde kafa patlatarak bir şeyler yazmadığımı farkettim. Elbette bunun birden fazla sebebi var ama biraz daha dikkatli bakınca bir çeşit "yabancılaşma" yaşadığımı gördüm. Yazmaya karşı bir yabancılaşma yaşıyorum.

Eskiden sürekli yanımda taşıdığım bir not defterim olurdu. Otobüste, okulda, işyerinde, barda, kafede hatta yürürken bile aklıma birşeyler geldiğinde yazardım. En azından birkaç cümle ile not düşer, sonra üzerinde çalışırdım. Bu kendini ifade edebilmekten çok bir çeşit rahatlama yöntemiydi benim için...

21 Eylül 2011

Yalanla Yükselinir mi?

Son zamanlarda farketmeye başladım ki birçok insanın aslında birden fazla dünyası, birden fazla hayatı var... Evlerinde başka biri oluyorlar, işyerinde farklı... Eşlerine, dostlarına farklı anlatıyorlar yaşadıklarını, olanları, aslında bambaşka şeyler geliyor başlarına... Her farklı ortamda farklı tanınıyorlar, başka insanlar oluveriyorlar...

Bir yere kadar normal sayılabilir; elbette iş ortamında evindeki kadar rahat olamayabilirsin ya da o alışkanlıklarını farklı sosyal ortamlara taşımamak gereklidir. Farklı davranmayı getirir bu da... Benim takıldığım nokta işin farklı bir boyutu; aldatma...

Tahmin ettiğiniz gibi salt çiftlerin birbirini aldatmasıyla sınırlı bir durum da değil bu. İş ortağınızı, arkadaşınızı, kardeşinizi, komşunuzu da aldatabilirsiniz. Yalan söyleyerek de aldatırsınız insanları. Bilmeleri gerekenleri gizleyerek de aldatırsınız, kimi zaman haklarını gaspetmiş olabilirsiniz.

2 Eylül 2011

Daldan Dala

Sırada bitmek üzere olan bir sürü yazı var, taslaklarla doldu taştı yönetim paneli. Virgüllerini koydum, hepsi noktayı bekliyor, onların da sırası gelecek...

Bu arada malum gündelik sıkıntılar, koşturmaca devam ediyor. İstanbul kaynar kazan, telaşı, acelesi hiç eksik olmuyor. Eskiden böyle değildi ama şimdi herkes bir yerlere, birşeylere yetişme telaşında...

25 Ağustos 2011

Google' dan büyük kıyak

Google ile ilk tanıştığımız günden beri aramız çok iyiydi zaten, bir sürü hizmetini ücretsiz kullanabildiğim ve kusursuz denebilecek kalite seviyesinde servis veren bu sevgili bilişim devi, sağolsun doğum günümü de unutmamış, bakın nasıl bir kıyak yapmış... Doodle olayında son nokta budur dedim artık, sağolasın Google :)


6 Temmuz 2011

Tecrübe

Bazen çok zor olabiliyor, çok acı, sıkıntılı süreçler yaşanabiliyor. Geceler uykusuz, soğuk, sarhoş, bomboş ve karanlık oluyor; normalde olduğundan çok fazla hemde...

16 Haziran 2011

İstanbul Taksisini Seçiyor

Peki İstanbulun taksicisini seçme şansı yok mu?

Trafikte terör estirmeyen taksiciler seçemez miyiz ? 
  • 100 metrede 4-5 defa şerit değiştiren, 
  • İşine gelen herhangi bir noktada sinyalsiz, uyarısız, birdenbire duran, tepki vermeye kalkınca küfür eden, el kol hareketi yapan, 

31 Mayıs 2011

Asker Uğurlama

Yine asker uğurlama konvoyları, bağrışmalar, kornalar... Aman sakın bir de ses etmeye kalkmayın; küfür kıyametler... Kızlı erkekli hemde...

Kazalar oluyor, çünkü otobanlarda, ana caddelerde ve hatta ara sokaklarda deli gibi gidiyorlar.

Gidip bir yere çarpsalar, kendilerine zarar verseler neyse de başkalarının da canın yakıyorlar. Yine hergün kaza haberleri çıkmaya başladı.

Camdan düşenler bile var.

Asıl komik tarafı bu kadar curcunayla, canhıraş "en büyük asker bizim asker" nidalarıyla askere uğurlanan gençlerimiz ya nöbet ağacı oluyorlar ya da tuvalet banyo paspaslıyorlar. N'oldu o en büyük askere ? Adam sanki genelkurmayda paşa olarak yapacak askerliğini. (Bu yapılan işlerle de alay etmiyorum asla... Ben de yaptım o görevlerin hepsini...)

Efendi gibi büyüklerinin elini öpüp, eşin dostunla helalleşsen, arkadaşlarınla da ufak bir eğlence yapıp, kimseyi de rahatsız etmeden efendi gibi gitsen olmaz mı askere ? Böyle yapan aklı başında bütün arkadaşlarımın askerlikleri çok da iyi geçti zira aklı başında adam, heryerde olduğu gibi askerde de rahat ediyor...

 Bu kadar şerefli bir görevle, vatan borcunu ödemeye giderken, bu kadar zibidiliğe lüzum yok arkadaşlar... Arkanızdan küfür ettirmeyin...