Haberlerden Seçmeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haberlerden Seçmeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2013

Daldan Dala 10

Türban Mağduriyeti Masalı - ODTÜ gençliği

Cemaat yurtlarının temsilcileri ODTÜ kampüsüne girmiş, yurt bulamayan öğrencileri kandırıp kendi yurtlarında militan yapma derdine düşmüş, ODTÜ öğrencisi tepki gösteriyor, olay başörtüsüne, türbana saldırı olarak gösteriliyor... YÖK ve ODTÜ yönetimi soruşturma başlatacakmış, başbakan yine türban mağduriyeti ile ilgili veryansın etmeye başladı, herkes "ayıp ayıp türbanlı diye böyle yapılır mı?" demagojisinde... Videoyu seyrettiniz mi bilmiyorum ama öğrenci soruyor, kimlik göstermeyi reddediyorlar. Sonra anlaşılıyor ki öğrenci değiller. Güvenlik çağrılıyor. Bir başka öğrenci geçen sene de burada olduklarını söylüyor, adlarını da hatırlıyor hatta... Resmi başvuruyla stant açmak yerine kenarda köşede oturup gizli gizli insanları ayartmaya çalışıyorlar. Yakalanınca da "insanlar kabul ediyor, sana n'oluyor..." Helal olsun o çocuklara "ODTÜ' de cemaat örgütlenmelerine müsade etmiyoruz" deyip, düzgün tavırlarla onları oradan uzaklaştırdılar...



http://goo.gl/B7oP78

-=0=-

Savaş Kapımızda...

19 Ekim 2012

Daldan Dala 8 - Bezgin ve Agresif


Sonbahar geldi, hava güneşli gibi ama epey de serinledi... Bu yaz iyi ısındık, kış da sert geçecek yine, belli oldu...

-=0=-

Şu anda CNNTürk' de kadınlara uygulanan şiddet üzerine hazırlanmış bir program var. Kadın cinayetleri, aile içi şiddet ve ölümler... Şiddet gördüğü için karakola başvuran, "aile içinde çözün" diye evine gönderilen ve sonrasında da öldürülen kadınları anlatıyor. Devlet tarafından korunması gerekirken korunamayan kadınları... Katil kocalardan biriyle hapishanede bir ropörtaj yapılmış, adam pişkince "evde kavga ediyorduk, kaçtı, karakola şikayet etmiş, beni çağırdılar, bir daha yapma deyip gönderdiler" diyor... Bir sonraki kavgada kadını öldürmüş. 36 sene hapis almış ama perişan olan çocuklara mı yanarsınız, biten bir hayata mı üzülürsünüz...

12 Ağustos 2012

Daldan Dala 7 - Terelelli

- Geçenlerde bir gece, rüya görüyorum. Rüyamda biriyle tartışıyorum, tanımadığım bir adam, arkasında da göç eden kuşların aldığı v formasyonunda bi sürü adam sıra sıra dizilmiş (bu kısmı ben de anlamadım). Adama çok kızıyorum; niyeyse. Bir tekme çaktım adama,  "gümmm" sesiyle uyandım... Duvara bir tekme atmışım ki, canımın acısını sonradan farkettim. Bir de uyandım kendi kendime  "bu ne gürültü be" diye söyleniyorum.

Rüya tabirlerinden anlayan varsa, bir izah ediversin, rüyada tekme atmak ne demek ?...

- İçimden geldi, haydi dinleyedurun şu şarkıyı da bir yandan... Canlı performanslarını da seyretmiştim, o kadar sevimli bir çift ki, yüzlerinde sürekli bir gülümseme var.


"Başbakan Erdoğan'ın eşi Emine ve kızı Sümeyye Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu Myanmar'a gidecek. (Vakit Gazetesi)"
En son ne zaman bir şehit ailesinin evine gittiler acaba?

- Hergün şehit haberi, hergün bir yerlerde saldırı. Hep sabrımız taşıyor, hep bıçak kemiğe dayanıyor. Canlar yanıyor, yuvalar yıkılıyor. Yalancı gözyaşlarıyla, iftarlar tertip edilip, ağızlara bal sürülüp, gönderiliyor şehit aileleri.

Diğer yandan teröriste kucak açan, bağrına basan, davul zurnayla karşılayan yöneticilerimiz, kendi ülkelerindeki bütün problemleri çözdüler ya, bilmemneredeki müslüman kardeşlerine yardıma koşuyorlar.

( 21:20 - CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün PKK militanları tarafından kaçırıldı. Hayırdır, hani PKK ile sorunlarımızı konuşarak çözüyorduk, ne oldu? )

- Sosyal Medya' da sürekli bir Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığı almış başını gidiyor. Allah topunuzun belasını versin. Ne anlatsan anlayacakları yok, belki bunu anlayıp bir irkilirler...

Akçay Belediyesi' ni tebrik ediyorum.

- Daha önce bir yazının içinde bahsetmiştim, ilköğretim okullarını İH yapacaklarmış diye, başladılar bile. Okuduğum ilkokul' da İH olmuş. Kına yakın bir taraflarınıza. Ülkenin bilim adamından, mühendisten, teknisyenden, teknikerden, eğitimciden çok imama ihtiyacı var ya...

- Suriye cadı kazanı, biz de ite kaka savaşa sürükleniyoruz. Savaştan kaçanları alıp topraklarınızda besliyorsunuz, adam polisinize, askerinize saldırıyor. Bayrağınızı indirip kendi bayrağını dikmeye kalkıyor.  Van depreminde kendi vatandaşını o kış soğuklarında uyduruk çadırlarda yaşamaya mahkum eden koca devlet, sığınmacılara bütün imkanlarını seferber edip barakaları bir şekilde yetiştirdi. Ceplerine para koydu, her türlü imkanı seferber etti ama bu şerefsizleri mutlu edemedi...

- Ekonomimizin ne kadar iyi durumda olduğuna dair halâ propanda yapılıyor. Yahu sormazlar mı adama, madem herşey bu kadar güllük gülistanlık da neden asgari ücret 700 TL diye? Sen kendi vatandaşının karnını doyuramıyorsun, nasıl ekonomik başarıdan söz edebiliyorsun?

25 Nisan 2012

Daldan Dala - 5


Serinin devamıyla karşınızdayız; merhabalar.. (Serinin devamıymış, kime ne faydası olacaksa artık...)

2 Nisan 2012

Daldan Dala - 4

Bu aralar çok mu daldan dala oldum nedir? Aynı anda uğraşmam gereken o kadar çok şey oldu ki, beyin hücreleri de dal dal ayrılıp, baharın da etkisiyle çiçekler açmaya başladılar. Korkarım bir süre sonra solacak o dallar, kuruyup kalacak...

-=0=-

Bu ayracı da çok kullanır oldum... Aman ne yaratıcılık... Elalem 3D animasyon, film yapıyor, biz iki ASCII karakteri peşpeşe koyup ayraç yapmakla uğraşıyoruz...

-=0=-


Bazen e-postayı göndermeyi unutuyorum. Yazıyorum, düzenliyorum, alıcıları ekliyorum, ekleri koyuyorum ama göndermeyi unutuyorum. Sabah acil beklenen bir mail benden öğleden sonra çıkabiliyor. Dalgın mıyım, saf mıyım, bilemedim...

26 Ocak 2012

Spor Gazeteleri


Bugün elime bir spor gazetesi geçti. Aslında genel anlamda spor olarak tanımlanamaz, sadece futbol haberleri vardı. Sayfa büyüklüğünde manşetler, transfer haberleri, maç özetleri ve sonuçları, bahis analizleri, önerileri... Yaprak yaprak kağıt ziyanlığı yani. Hayır, bütün spor dallarını içeren, düzgün haberler, bilgiler içeren bir yayın olsa, başımla beraber ama ilk harfinden son paragrafına kadar şişirme, boş bilgilerle dolu bir kağıt yığınından bahsediyoruz.

2 Ocak 2012

2011' de neler olmuştu? - Bölüm 2

Pek de almanak tadında olmasa bile, en azından başlıkları hatırlamak adına işe yarar diye düşündüğüm konumuzun 2. bölümündeyiz.

Bir önceki yazının girişinde 2012' nin sonlarında yaşanacağı iddia edilen kıyamet günü senaryoları ve kehanetleri özet geçmiştik. Bu konuda yapılmış filmler, belgeseller, yazılmış kitaplar mevcut. Filmlerden biri de, sanırım önceki yıl, Türkiyede vizyona giren 2012 idi. Görsellerini, aksiyonu başarılı bulmuştum, hatta 3D bile olabilirdi ama maalesef "Amerikalı kahraman aile babası, ailesini ve dahası dünyayı kurtarıyor" modelinde ısrar edildiğinden, senaryo pek eğreti gelmişti... Benzer bir duyguyu Dünyalar Savaşı filminde de hissetmiştim. Film eleştirilerine nasıl geldik biz?

Konumuza dönelim; 2011' de neler olmuştu...

26 Aralık 2011

2011' de neler olmuştu? - Bölüm 1

Geldi gelecek, aman da ne güzel geçecek diye hayallerle, hülyalarla karşıladığımız 2011' de geçti gitti, şunun şurasında 3-5 gün sonra bir umut 2012' ye sarılacağız. Gerçi onun da sonunda kıyamet kopacak deniyor ama dur bakalım... Ben pek inanmasam da çok ciddi iddialar var malum...  Bunlardan biri Foton Kuşağı başlıklı iddia, diğeri de Maya Uygarlığı döneminde kullanılan takvim sistemine ve Mayaların şaşırtıcı doğruluktaki astroloji bilgisine göre hesaplanan Kıyamet Günü teorisi... Şu blog girdisinde güzelce toparlanıp anlatılmış...

Mayaların astronomi konusundaki yetenekleri hakkında şu bölümü okuduktan sonra ise bu teoriyi tekrar düşünmeye karar verdim, hatta her an inanabilirim...

Mayalar’ın zamana ilişkin çalışmalarında esas olarak iki takvimleri vardı: Tzolkin denen takvim dinsel nitelikliydi, bu takvime “kutsal yıllık”, “büyülü takvim”, “ayin takvimi” de denirdi. Haab denilen takvim ise güneş takvimiydi. Güneş yılını Mayalar 365,2420 olarak belirlemişlerdi; modern astronomiye göreyse güneş yılı tam olarak 365,2422 gündür. Yani dakika ve saniye gibi zaman ölçülerinden yoksun olduğu varsayılan Mayalar’ın hesabı ile modern astronominin hesabı arasındaki yıllık fark yalnızca 17 saniye idi.
Sizce de bu kadar kesinlik, o dönemin şartları düşünüldüğünde ürpertici değil mi? Yoksa ben mi abartıyorum...

Neyse efendim, nerede kalmıştık, evet 2011' de dikkat çekici başka neler olmuştu.

22 Ekim 2011

Ne Barışı?

Yazmıyayım bu konuda dedim ama içim içimi yiyor. Yine terör, yine canlar yandı...

Muhatap aldığımız insanlara bakın; BDP... Terör örgütünün siyasi kanadı. Bunu inkar etmedikleri gibi, hertürlü çıkış noktası olarak da Öcalan' ı adres gösteriyorlar... Öğrenci parasız eğitim dedimi hapise girer, adamlar açık açık terör örgütünü destekliyorlar.

Kürt kimliğini terörle eşleştiriyorlar, kimse de sesini çıkartmıyor. Kürtlerin hakları için mücadele ediyorlarmış, halt etmişsiniz siz onu. Kültür için, dil için, sanat için, kimlik için mücadele silahla mı yapılır? Çocuk öldürerek mi kültürel kimliğinizi kabul ettireceksiniz?  Otomobilindeki 4 kadına 200 küsür mermi yağdırarak mı adalet sağlayacaksınız?

17 Ekim 2011

Ne zammı?

Zam falan yok canım, bunlar sadece basit düzenlemeler. Hemen öyle ayaklanmayın. Anarşistmisiniz nesiniz? Hemen de itiraz, hemen bir diklenme... Hem siz terörist de değilsiniz ki size anlayış gösterelim, destek verelim, cebinize biraz para koyup, sırtınızı sıvazlayalım... Elektriğe zam gelmiş, ötv artmış, herşey zamlanmış, bunlara bağlı olarak gerisi de gelecek... Size ne ? Siz çok ileri gitmeyin, size söylenen "ekonomi muhteşem" sözlerini yutun yeter... Herşey yolunda, ülkede hiçbir terslik yok, hem gayri safi milli hasıladan adam başı on bin küsür dolarınız da var, daha da nankörlük etmeyin... Haydi bakalım 51 yetmez, 70' leri zorlayalım... Durmak yok, yola devam...


6 Mayıs 2011

Al sana özgürlük, al sana demokrasi

Açılım yapıyorum diye teröriste hareket özgürlüğü sağlarsan, mecliste dokunulmazlık kazanıp bütün ülkeye tehditler savurmasına göz yumarsan, dağdan ineni alkışlarla karşılayıp cebine para koyarsan, hapisteki elebaşının hâlâ örgütü göstere göstere yönetebiliyor olmasına ses çıkarmazsan, öğrenci, işçi hakkını aramaya kalkınca copla, biber gazıyla saldırıp, terörist ortalığı yakıp, insan yaralayıp öldürürken, dükkanları yağmalarken "aman demokrasi, özgürlük, aman avrupa ne der sonra bize..." diye tereddüt ediyormuş numarası yapar da, bu pislikleri yüreklendirirsen, olacağı bu işte... Gözü dönmüş manyaklar artık ufacık çocuklara da saldırıyorlar... Yakında ev basıp insan öldürmeye de tekrar başlarlar ama bu sefer hedefleri büyük şehirler olacaktır.

30000 kişi yetmedi mi? Daha kaç bin kişinin canı yanacak?

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player



MİNİK ÖĞRENCİLER CAN HAVLİYLE KAÇIŞTI.. PKK YANLILARIN YARATTIĞI DEHŞET ANLARINI KAMERALAR SANİYE SANİYE KAYDETTİ..!! Mardin’in Kızıltepe İlçesi’nde PKK’lı teröristlerin cenaze töreni sırasında kepenk kapatma eylemine uymayan bir marketi yağmalayan göstericiler, 23 Nisan törenleri için 23 Nisan İlköğretim Okulu’nun bahçesinde toplanan öğrencilere havai fişekle saldırdılar. Havai fişekli saldırı nedeniyle öğrenciler büyük korku içinde izdiham yaratarak, okulun içine sığınma anları saniye saniye güvenlik kameralarına yansıdı. ÖTE YANDAN göstericiler, kepenk kapatmayan bir marketi önce yaktılar. sonra yağmaladılar.. (Nezir GÜNEŞ/DHA) Hürriyet

Açılım projesinin yanlışlıkları yüzünden bu kadar aktif eylemlere girişen teröristler, onların siyasi kanadı, ülkenin halkından daha fazla gözetilip, korunup kollanan elebaşı... Bir de bunlarla vatanını seven, askerlik yapan, vergi veren Kürtleri aynı kefeye koyan zihniyet...

Mardin Kızıltepe' de bu saldırıya maruz kalan da Kürt ailelerin çocukları değil mi? O sabilerin günahı neydi de bu kadar korkuttunuz? Şimdi kim kimin ne hakkını savunuyor da, bunun için kiminle savaşıyor bir daha gözden geçirin...

Bir de bu köpeklerin leşlerini şehit diye tanımlayanları, elebaşlarına sayın diyenleri, mecliste olmalarını onaylayıp, alkışlayan şakşakçıları düşünün... Vatandaşını, vatanını korumak için canını veren, şehit olan polise, askere "kelle" diyenleri hatırlayın...

Sonra da gerçek şehitleri bir düşünün, onların ailelerini, geride bıraktıklarını bir düşünün... ve kime oy vereceğinizi de tekrar tekrar düşünün...

Türkiyede yükselen bir trend halinde gelişen, yüceltilen bir etnik milliyetçilik kavramı var ki bunun nerelere varabileceğinin bir yorumunu da bu yazı da okuyabilirsiniz.

25 Mart 2011

Tekme, Tokat, Vekil

Teröristi kucaklar, insan yerine koyarsan, başlarındaki ite "sayın" deyip, örgüt elemanlarını ülke sınırından bayram havasıyla, davullu zurnalı karşılarsan, elebaşıyla pazarlığa oturur, terörü bitirmek için ondan medet umarsan olacağı bu...


Milletvekili kisvesine bürünüp, ellerine taşları sopaları alır, polise tokat da atarlar, polis araçlarını da tekmelerler, panzerlerin üstüne çıkıp zafer işareti de yaparlar... Zamanında sağlanan kolaylıklar sayesinde milletvekili olabilmek için hapisten çıkarken, dağdan inerken de zafer işareti yapmışlardı...

Ah benim güzel ülkem; bir taraftan laik demokratik düzenin altını eşeleyenler, bir taraftan çoluk çocuğu öldürüp, 30000 cana kıyıp, sonra da mağduruz diye ortaya çıkıp, eşkiyalık yapanlar...

Uyan Türkiye'm...

10 Mart 2011

Örtüsüz kadın satılıktır

Daha da birşey demiyorum, diyemiyorum, yuh bile denmez hatta...

14 yaşında bir kız çocuğuna tacizden hüküm giyen Hüseyin Üzmez' in salıverilmesi bile beni bu kadar sinirlendirmedi.

Daha bir ay kadar önce şuursuzun biri çıkıp "Kadın açık giyinirse tacizi, tecavüzü hak eder" dedi, malum kitleler de ona sahip çıktı, bu kadar kızmadım...

Ama şu lafın üstüne daha da diyecek söz bulamıyorum;

"Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır"

Bunu söyleyen de yukarıdaki zincirin halkalarından biri olduğu için çok da beklenmeyecek bir söz değil aslında... AKP Ünye İlçe Tanıtım ve Medya Başkanı Süleyman Demirci; sana söyleyecek söz bile bulamıyorum...

Buyrun detaylarını okuyunuz... Milliyet   İnternet Haber

10 Aralık 2010

İlköğretimde Türban

Uzun bir süredir, ülkenin sanki başka hiçbir sorunu kalmamış, herşey güllük gülistanlıkmış gibi türban konusu gündemin her zaman en tepesinde malumunuz... Bir de bu sorunun kendi içinde alt dalları var. Üniversitelerde türban, kamusal hizmetlerde türban vesaire... derken şimdi de ilköğretimde türban konusu çıktı.

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu dedi ki "İlkokulda türban sorunu yok. Bunu tartışması havanda su dövmek" (detay haber)

Cumhurbaşkanının eşi Hayrünnisa hanım dedi ki "İlköğretim çağındaki bir öğrenci kendi isteği ile türban takmaz" (detay haber)

19 Nisan 2010

Tahammülsüzlük

İnsanlar bu ülkede artık fikir beyan etmekten, yorum yapmaktan, konuşmaktan, yazmaktan korkar oldu... İçten içe korku dolu bir ülke haline geliyoruz... Böyle bir korkunun adını anmak, sebeplerini bile tartışmak neredeyse yasak...

Demokrasi, çok seslilik, fikir özgürlüğü içi günden güne boşalan kavramlar. Terörist aklına estiği gibi konuşabiliyor, bunun adı ifade özgürlüğü oluyor, ama vatandaş beğenmediği bir icraatı ya da durumu eleştirince başına gelmeyen kalmıyor. Terörist kahraman, halk savaşçısı oluyor, vatandaş terörist ya da  ergenekoncu oluyor...

Bu ülkede başbakanların, cumhurbaşkanlarının karikatürleri de çizildi, kuklaları da yapıldı, şakalara, fıkralara da konu oldular... Ama onlar, en çok kendileri güldüler bunlara, yapanların elini sıktılar, teşekkür ettiler. Şimdilerde nedense bir tahammülsüzlük, bir savunma durumudur almış başını gidiyor... Tabii ki saygısızlık, hakaret, kişisel haklara, özel hayata tecavüz kabul edilebilir şeyler değil ama olay artık özel ekiplerle savcılık kararını ve benzeri prosedürleri beklemeden doğrudan IP ve adres tespitine kadar gitmiş... Savcılığa başvurma işlemi sonraya bırakılmış... Buyrun okuyun... Ama, yorumlarken dikkatli olun haberi; başınıza birşey gelir mazallah, kapınızda polisleri görüverirsiniz...

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14385146.asp

Yukarıdaki haberin daha detaylı olarak, bahsi geçen teknik ekibin ne şekilde çalıştığı, hangi verileri topladığı bilgilerinin de verilerek detaylandırılmasını dileyeceğim ama korkuyorum, bu seferde bana "niye bu kadar kurcaladın bu konuyu, senin olayın nedir ?" diyecekler...

29 Aralık 2009

Asgari Ücret Belirlendi

Asgari ücret, 1 Ocak 2010’dan itibaren, 16 yaşından büyükler için brüt 729, net 577.01 lira, 16 yaşını doldurmamış işçiler için ise brüt 621, net 499.62 lira olarak belirlendi. Milliyet
Gazetelerin internet kopyalarına ve televizyonların haber bültenlerine yansıyan bir haber; "Asgari Ücret Belirlendi..."

Birçok yerde bu konuda bir sürü yorum yapılıyor, yazılar yazılıyor, hesaplar rakamlar...

Çıkan sonuçlara bakıldığında devletin çalışanına layık gördüğü rakamlar ceza gibi. Normal şartlarda 4 kişinin yeterli beslenebilmesi için gerekli aylık harcama 794.63 TL olarak belirleniyor. Hesaplanan rakam hiç de abartılı değil; kendi mutfak masrafınızı gözden geçirin, sizler de yakın rakamlar bulacaksınız. Bu noktada 577.01 TL tutarındaki asgari ücretin karın doyurmaya bile yetmeyeceği ortada.

Elektrik, su, telefon, yakacak masraflarını henüz hesaplamadık. Bahsi geçen 4 kişilik ailede okuyan çocuk olması ihtimalini es geçtik. Henüz ev kirasından da bahsetmedik değil mi?

Yoksulluk sınırı 2,558 TL

Türk-İş, aralık ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını 795, yoksulluk sınırını 2 bin 588 TL olarak hesapladı. Milliyet

Diğer masraflar da ortalama değerler alınarak eklendiğinde ortaya çıkan sonuç daha da anlaşılmaz. 2 bin 588 TL...

Asgari ücretin üzerinde maaş alan birçok çalışan bile bu rakamı kazanamıyor bu ülkede...

Çözüm hakkında fikri olan ?

11 Aralık 2009

Müttefik... fik fik fik...

Bugün gelen bir maili ve ekindeki fotoğrafı paylaşmak istiyorum sevgili okuyucular :)) Büyük müttefikimiz ABD' nin insanötesi süper başkanıyla sevgili başbakanımızın diyaloğundan bir sahne :D

RTE'nin İngilizcesi "one minute" ile sınırlı olunca Obama mesajı "elle" veriyor :))))))
Anlayana :)))))


9 Aralık 2009

Açılım - Şehitler - Gerilim

Hükümetin adını bir türlü tutturamadığı ve en son demokratik açılım olarak karar kıldığı sözüm ona çözüm paketinden çıkanları hepimiz gördük; basit bir rant çabasından öteye gidemedi. Bir grup teröristin alkışlarla, omuzlara alınarak başköşeye buyur edilmesiyle de bir güzel süslendi...

Barış elçileriydi ya gelenler, birkaç gün içinde hemen açıklamalar yapmaya, örgüt propagandası yapmaya başladılar. Bunları da saldırılar, eylemler takip etti...

İşin en vahim yanı da bütün Kürt kökenli vatandaşlar da, bizzat hükümet tarafından teröristlerle aynı çerçeve içinde değerlendirildi.

Sonra o günlerde Küçükçekmece' de bir otobüse atılan molotof kokteyli yüzünden bir genç kız ağır şekilde yaralandı. Bu kadar zaman acı çektikten sonra da hayatını kaybetti. Ne için ? Kimin yüzünden ?

Hatırlayalım; hükümetin daveti üzerine, törenlerle karşılanıp, neredeyse kahraman ilan edilen bir avuç zibidi teröristin yandaşları tarafından katledildi, sözüm ona, Kürt halkının özgürlüğü için savaştığını iddia eden terör örgütü militanlarının eylemi yüzünden öldü...

Dün bu olayı düşünürken aklımdan geçen cümlenin fikir olarak birebir aynısını bugün BestFM' de Cem Arslan' ı dinlerken onun ağzından duydum, sanırım onun söylediği şekli şöyleydi; "Hrant Dink' in cenazesini reyting şovuna dönüştürüp koşa koşa giden, hepimiz Hrant Dink' iz diye bağıranların hiçbiri, Serap' ın cenazesinde yoktu... Filistinde yaşananları protesto etmek için sürgülü minibüs kapılarından sarkarak gezip bağıran çağıran sakallı cüppeliler de yoktu..." Ağzına, yüreğine sağlık Cem Arslan...

Neredeydiniz ? Hrant Dink öldükten 2 saat sonra binlerce pankart, tabela, afiş hazırlanmış ve organize olunup, yürüyüş düzenine geçilmiş vaziyette, boğazı patlayıncaya kadar saatlerce bağıranlar, bu yavrucak için de bağırdınız da biz mi duyamadık ?

Ne Hrant Dink' e düşmanım, ne Filistinde yaşananları görmezden geliyorum. Hrant' da bu ülkenin evladıydı, Filistinde ölenler, acı çekenler de insan...

Ama gelgelelim, o gösterilere, mitinglere koşanlar ne terörist eylemlere karşı bir protestoda görülüyor, ne teröre kurban giden gencecik bir kızı görüyorlar.


Öte yandan terörist örgütün resmi temsilcileri mecliste gövde gösteri yapıyor, Öcalan köpeğinin hücresi 6 santimetrekare küçüldü diye ülkeyi ayağa kaldırmaya çalışıyorlar, o kadar örgüt propagandasından sonra partileri kapatılacak diye yaygara koparıyorlar, Başbakanın karşısına çıkıp, Öcalan' ın sözcülüğünü yaparak, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına şartlar öne sürüyorlar... Bir yandan da yurdun her yanında terör örgütü militanları karakol basıyor, olay çıkarıyor, polise askere saldırmaya devam ediyor. Hükümet barıştan, demokrasiden (nasıl bir barışsa bu) bahsederken ve teröristler de şartlar ileri sürerken ülke birbirine giriyor. Gerilim yükseliyor, halk protestolarla cevap veriyor, tansiyon tavan yapıyor...

Yedi tane yiğit, yedi ateş parçası olup ülkenin üzerine düşüyor...

Yine şehit veriyoruz... Eminim ana babaları şöyle diyor, aynı benim gibi, birçoğumuz gibi; "Vatan sağolsun..."

Daha ne diyeyim;

UYAN TÜRKİYEM !!!

9 Kasım 2009

Kimin Parası ?

Akşam gazetesinin yayınladığı bir habere göre alkışlarla karşılayıp, bağrımıza bastığımız sayın teröristlerimize bir de sıkıntı çekmesinler, kendilerine bir hayat kurabilsinler diye, 5000 TL nakit destek ödemesi yapılacakmış... Geldikleri kampta peydahladıkları piçlerine vatandaşlık verilecek, askerlik çağında olanlara fazladan 1 yıl süre tanınıp kendilerine bir düzen kurmalarına müsade edilecek... (Bu arada ben askere giderken bir sürü sıkıntılı durumum vardı ve ek vakit olmadığı için çoğunu bırakıp gitmek zorunda kaldım ve bazı sorunlarım kangrene dönüşmüştü...)

Öte yanda 80 yaşında bir Kore Gazisinin açlık ve soğuktan öldüğünü anlatan başka bir habere rastlıyorum... İçim ürperiyor, ellerim titriyor...


Ülkede işsizlik almış başını gidiyor... Asgari ücret açlık sınırının altında... Ülkenin dış ve iç borçları var ve ödeme zorlukları çekiliyor... Birçok firma kapandı ve kapanmaya devam ediyor... Esnaf kan ağlıyor... Gençler üniversite harçlarını ödeyebilmek için ders saatleri dışında bir işte çalışmak zorunda kalıyor... İnsanlar evlerine ekmek götürmenin derdinde...

Hükümet ne yapıyor ? Bunlara çözüm bulmak yerine, artık kimden nasıl bir talimat aldılarsa, bu ülkenin bütünlüğüne göz dikmiş, toprağına mayın döşemiş, vatandaşına kurşun sıkmış, askerine roketlerle saldırmış terörist köpeklere, benim vergilerimle, sizlerin vergileriyle toplanan paralardan, devlet hazinesinden destek ödemesi yapmaya karar veriyor...

Kimin parasını, kime veriyorsunuz ? Bu mu sizin adalet anlayışınız ? Bu mu kalkınma planınız ? Adalet ve Kalkınma kavramlarını böyle mi yorumluyorsunuz ?


Nerede sizin ülkeye, vatana, vatandaşa saygınız ?


Alnının teriyle okuyup, çalışıp, emek verip bir yerlere gelen bir sürü sanayici, esnaf, çalışan var... Bunların arasında bir sürü Kürt' de var. Çerkes, Laz, Türk gibi... Bu insanlara destek kredisi verecek olsanız kabul edilebilir, istihdam yaratıyorlar, ekonomik sistemin içerisinde bir rolleri var, desteklenmeleri çok mantıklı... Kriz ortada, teğet de geçmedi. Girdi bir yerlerimize, girdiği gibi de kaldı... Kapansın mı bu işletmeler, batsın mı bu sanayiciler, esnaflar, onca insan işsiz mi kalsın ?


Bir de düşünün bakalım, terörist nereden buluyor bu desteği alma hakkını ?


Gazilerinizin yüzüne nasıl bakacaksınız ? Şehit ailelerinin karşısına nasıl çıkacaksınız ? Nasıl izah edeceksiniz onlara bu yaptığınızı ? Tek gerekçeniz teröre çözüm bulmak mı ? Bu mudur yani en mantıklı çözümünüz ?


Ekonomik parametrelere, detaylara, ek araştırmalara gerek yok, olay bu kadar basit,bu kadar kolay anlatılabilir...


Uyan Türkiye' m...

22 Ekim 2009

Büyük Karşılama

İktidarın daha kimseye net olarak açıklayıp anlatmadan, henüz tam olarak onay alamamış, sadece belli çevrelerce kabul görmüşken apar topar uygulamaya başladığı asli amacı çok da çelişkili görünen açılım politikasının bir adımı olarak malumunuz bir grup terörist güzel ülkemde törenlerle alkışlarla, çiçeklerle karşılandı, yorgunlardır diye sorguları bile uzatılmadan kısa kısa halledilip serbest bırakıldılar... Hem de insanların Atatürk adını andılar diye, ülkemi seviyorum dediler diye hapislere atıldığı, aylarca sorgulandığı, terörist damgası yediği bir hukuk sistemiyle korunan güzel ülkemde oldu bunlar... Hepimiz biliyoruz, takip ediyoruz zaten...

Ben bu konudaki kızgınlığımı, şaşkınlığımı, anlam verememe durumumu nasıl anlatsam, içimdeki nefreti nasıl kussam diye düşünürken, Vatan Gazetesinden Mustafa Mutlu çok güzel toparlamış, paylaşmak istedim... Yazısına buradan ulaşabilirsiniz...

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, “eve dönüş”ün, demokratik açılım sürecinin bir safhası, planın bir parçası olduğunu açıklamış...

Bu sözler, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalara saygılı vatandaşlarından saklanan ‘açılım paketi’nin, PKK’yla ve Kuzey Irak yönetimiyle paylaşıldığının itirafı anlamına gelmiyor mu?

Uyan Türkiye'm !!!...