Denemelerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Denemelerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2013

Eski Defterler - 2

Koruma...


Ben ve çevremdeki birkaç insan, yeterince tokat yedik bu şehirden de, insanlardan da... Sende yiyeceksin... Ama birkaç eli yüzüne değmeden tutabilsem kardır... 
Biz insanların pisliklerini, terbiyesizliklerini, çıkarcı çabalarını görmezden gelemedik, canımızı acıttı bu da... Karşı da koyamadık, engel de olamadık ama kendimizi o çarktan uzak tuttuk... Bu sayede "biz" olduk ama hep çekiştirdiler paçamızdan, bizi de bu pisliğin içine sokmak için...
Sen, hiç çıkmadığın o sokakların ortasında buluvereceksin kendini... Bana göre hava hoş, sen çöz sıkıntılarını, hayat senin, dert de senin... Gitmek isteyen sensin... Ama ya senin "insan" oluşun ? Benim sana inanmış olmam ? Bunların hiç mi kıymeti yok ? Birşeyler yapamazsam imkanım varken, nasıl hesaplaşacağım kendimle ? Uyarmazsam seni olabilecekler için nasıl bakarım aynada kendi yüzüme ?

...

"gel hadi; gel sığın kanatlarımın altına, istediğin özgürlüğü yakala, hayatını, düzenini kur, uç ondan sonra, nereye istersen, ne yöne gideceksen... ya da kalmak isterse gönlün, buyur sana bir köşede yerim var"

21 Mart 2012

ve gelir geçer zaman


Ezer geçer,
Hayalleri, umutları, mutlulukları...
Geride enkaz...
Geride acı...
Kırık kanatlar, ağrıyan, kanayan bir yürek...
Kocaman bir eksiklik,
Boşluk...
Bir şey "yok"



Sadness and Sorrow

22 Eylül 2011

Yıldızlı Pekiyi

aşkımdan bir parçayı kopartıp kestim yıldız gibi,
konduruverdim karnenin kenarına
yıldızlı pekiyi aldın sevmek dersinden
tebrikler

8 Mart 2011

Tutunamadım

Elimi biraz daha uzatsam ulaşacaktım sanki ama yetişemiyordum bir türlü... Yoksa yavaş yavaş geri de mi çekiyordu uzattığı ipi ne?... Tutsam ne fayda edecek onu da kestiremiyordum aslında, incecik, yıpranmış, tiftiklenmiş, zayıf bir halat parçasıydı elindeki...

Bahar hiç bitmeyecek, çiçekler hiç solmayacak sanarken, zemheri ayazında bulmuştum birden kendimi. Yaz ne ara geçti, güneş ne ara küstü anlamadım. Çok çabaladım gökyüzünü saran kara bulutları dağıtmak için, yetmedi nefesim... Eğip başımı önüme gitmedim ama, devam ettim savaşmaya... Yeldeğirmenlerine yalvardım, dağıtın şu bulutları, güneşi son bir daha göreyim diye... Dağlara isyan ettim, yolumu kestiniz, ayağıma dolandınız diye çıkıştım... Yollara küstüm, heryere ulaştınız da bir bana bağlanmadı sonunuz, hep başka yerlerde bittiniz diye söylendim...

Zorladım, denedim, sonunda bir ucundan tutuverdim ipi, asıldım... Gördüm ki aslında uçurumun tepesindeki bir ağacın gövdesine dolamış, bırakmış... Kendisi de orada değilmiş, gideli çok olmuş belli... Belli ki derdi beni çekip almak değilmiş çelme takıp yuvarladığı uçurumdan, vicdanını rahatlatmakmış...

Yine de düğüm atmadan bırakmış ağacın gövdesine doladığı ipi, boşalıverdi... Düştüm... Öldüm...

Sanki bir an bir gölge gördüm ağacın ardında, düştüğüme emin olmak için bekliyor muydu yoksa?

19 Şubat 2011

Puzzle

Detaylarla vakit kaybetmekten, bütünü görmüyor, hayatı kaçırıyoruz...

Hayat elbette ciddiye alınması gereken bir olgu ama iddia edildiği kadar karmaşık değil. Basit kuralları var; gözümüzde büyütmemek gerek...

Paniğe gerek yok...

16 Şubat 2011

Kimin Hatası?

Hep yaptığımız şey bu, karşımızdakini suçluyoruz. Ne olsa başkasından biliyoruz, başkasını suçluyoruz...

Dönüp bakmak lazım arada bir "yahu sakın ben bir yerde hata yapmış olmayayım?" diye bir zahmet düşünerek...

Suçlamak için bahanemiz var, aldatmak için bahanemiz var, yalan söylemek için bahanemiz var... Hep bahane, hep bahane...

Bunca şey olup bitiyor, e kimin hatası o zaman?

Yıkılan Dev


Bir ağaç vardı bahçemde, dalları gökyüzüne ulaşan, gölgesi evimi saran, kocaman bir ağaçtı... Çok fırtınalar gördü, kurak yazlar atlattı... Dallarına tırmandım defalarca, salıncaklar kurdum... Gölgesinde oturup güneşin batışını seyrettim, gelip geçeni, akıp giden hayatı izledim... Tüm badirelere dayandı, yıkılmadı

Ellerimle dikmiştim bahçeme, fidandı, büyüdü serpildi, kocaman bir dev oldu, göğe ulaştı... Korudum kolladım, üzerine titredim, her fırtınalı gecede, onunla birlikte uykusuz karşıladım sabahı...

12 Mart 2010

Üç yanlış, kaç doğru ?

Sustum, gittim...
Ama kör olmadım,
Görüyorum yürüdüğüm yolları...

Yandım, öldüm...
Ama sağır değilim,
Duyuyorum o şen kahkahaları...

Sandım, kandım...
Ama aptal değilim,
Biliyorum oynadığın oyunları...

Mayıs, belki de Eylül İkibinbilmemkaç

21 Şubat 2010

Haydi gidelim buralardan...

Bir hafta sonu nasıl geçer ? Yaşanmışların en güzellerini yaşadıktan, gittikçe artan huzuru, mutluluğu tattıktan ve bütün değerlerini, umutlarını yine böyle bir günde yitirdikten sonra, haddinden fazla kendimle kaldığım ve beni kasvetiyle boğan ve beni yalnızlığımın bataklığına ite kaka yuvarlayan bir günü nasıl atlatayım...

Dakika dakika sayarak, her nefes aldığımda biraz daha eğerek boynumu ve etrafımda döne döne, gitgide üzerime kapaklanan bu eşyaların arasında, duvarlarda yankılanan ve kulaklarımı delip içimi ateşlere boğan seslerle...

ve her hatırladığımda içimi ezen, hiç unutamadığım, beynimi delen, zihnimin içindekileri çekip çıkaran o bakışları ve o bakışlardaki aşkı ve merhameti ve tutkuyu ve görkemli sevgiyi görebilmiş olduktan sonra nasıl bakayım aynalara ?... Ben vardım o gözlerin içinde, şimdi aynalarda bile göremiyorum yansımamı, kamaşmıyor gözlerim hiçbir nurla...

Atlattım sayalım bir hafta sonunu, ya hayat ne olacak ? Bir ömür var daha önümde...

ve sen kadim dostum, sadık sevgilim, huysuz yoldaşım; yalnızlığım... ve sen gel yine benimle, tut elimden, al beni en derinine...

Haydi gidelim buralardan ve bir daha dönmeyelim...

29 Ocak 2010

Saklarsam kanarım...

Saklıyorum senden kalan her cümleyi, her söylemi, beynimin odacıklarında... Bölmeden, ayırmadan, etiketlemeden, olduğu gibi... Anılarından, değerlerinden, tadlarından hiçbirşey kaybetmeden, taptaze...

Her sabah bir daha çıkarıp kokluyorum bende kalan eşyalarını, elbiselerini... Her seferinde yine duyuyorum kokunu, sarılıyorum ve seni de hissediyorum içlerinde, tenini, yüzünü, dudaklarının çiçek kokulu tadını...

Elin avucumun içindeymiş gibi tutuyorum ellerimi yürürken, biliyorum oradalar... Yanımda yürüyorsun sende, gözlerimi şöyle hafifçe sağa çevirsem seni görüvereceğim...

Biliyorum senin de yüreğinde ateşler dolu, yüreğin kaynar kazan... Biriktirdiğin bütün isyanlar patladı, patlayacak, kana bulayacak şehrimin sokaklarını...

Kan kokacak sokaklar, aşkım kanayacak, dün de olduğu gibi... Ayaklarının dibine birikecek o kanlar, can verecek sana...

Ver ateşlere yeniden ruhumu, kavur, yak, yık gitsin... Al artık beni de savaşının orta yerine...

Dağılsın şehrimdeki tüm insancıklar sığınaklara, bir biz kalalım yağan bombaların altında... Kana bulansın şehrimin sokakları...

Canım düşsün ellerimden, ayaklarının dibine, can olsun sana... Sen çok yaşa...

27 Ocak 2010

Görmek, Hissetmek, Yaşamak

Bazen gözümüzün önünde olup biteni göremiyoruz. Belki başka birşeylerin ışıkları gözlerimizi kamaştırıyor ya da hüznün, melankolinin karanlığı perde çekiveriyor önümüze. Bakmak lazım, belki biraz daha dikkatli...

Hissedemiyoruz bazen, sıcağı, soğuğu, acıyı, mutluluğu ayırt edemiyoruz. Verilmeye çalışanı da kaçırıyoruz... Belki doğru yöne bakar, görür ve hissedersek anlayabiliriz dünyanın neyin etrafında döndüğünü... Hayatın ne şekilde cereyan ettiğini, kimin ne istediğini, ne için çabaladığını hissedebiliriz yorgun kalplerimizi biraz aralarsak...

"Umudun kimseye zararı yok, elle tutulur bir faydası olmasa da..."

Yaşamak için çok sebep varken ölümü düşünerek vakit kaybetmek müsriflik, can müsrifliği... Yaşamak lazım, umut etmek, şans vermek, şansını kullanmak, bakmak, görmek, hissetmek lazım... Yaşamak lazım... Saat, ölmek için çok erken...

11 Ocak 2010

Portreler - 1

Hayattan insan manzaraları gibi düşünülebilir bu başlık. Burada kimse deşifre olmayacak, sırları ifşa edilmeyecek; öncelikle böyle bir beklenti varsa arınmak lazım…

Bizim dışımızda da bir hayat dönüyor, malum. Magazin programlarının aldıkları reytinglere bakılırsa diğer insanların neler yaşadıkları konusunda epey meraklıyız. Televizyonların gündüz kuşağında yayınladıkları programlarda da insanların özel hayatları eşelenebiliyor, o insanlar da buna razı oluyorlar. Bu da onların reyting anlayışları, belki meşhur olmayı umuyorlardır.

Benim kimseyi meşhur etme gibi bir çabam yok, kaldı ki kimlikler olmayacak bu kısa hayat hikayelerinde. Bazılarından ibret alınabilir, bazıları da çok boş gelebilir. Kiminin öyküsü pembe diziler gibi, kimilerinin ki psikolojik araştırma ya da gerilim filmi tadında...

Bir ufak deneme ile başlayalım.

23 Aralık 2009

Yolcu Yolunda Gerek

İrkildim de uyandım az evvel, uyuyakalmışım... Ne de güzel rüya görüyordum...

En son biri bir masal anlatıyordu; bir kuğu ile bir karganın hikayesi vardı o masalda... İçim geçivermiş...

Nerede şimdi o masalı anlatan ? Hay aksi, gitmiş o da, bir teşekkür de edemedim...

Ne var canım, çocuklar mı dinler sadece masalları, onlar mı inanır sadece ?

Ömür de bir masal değil mi zaten ? Kuş misali ya hani insan; bir varmış, bir yokmuş...

Neyse; yolculuk vaktidir... Kal sağlıcakla...

30 Kasım 2009

Denedim



Denedim, hemde defalarca...
Sildim, bozdum, yeniden yazdım...
Bütün bildiklerimi peşpeşe dizdim,
Parmaklarım kanayıncaya kadar çaldım...
Olmadı...
Seni anlatacak şarkıyı yazamadım,
(Sözümü tutamadım...)


29 Kasım 2009

Koşmak İstiyorum



Nefesim kesilene kadar,
Yorgunluktan bayılıncaya kadar,
Bir adım daha atacak mecalim kalmayıncaya kadar,
Koşmak istiyorum...
Sana doğru,
Olduğun yere,
Olduğun yöne...
Biri çalmalı artık başlama düdüğünü...
Biri elini uzatıp "gel" demeli...

Bir adım atsan bana doğru,
Ben sana binlerce adımla geleceğim,
Hemde koşa koşa...
Tüm acılarından arınmış,
taptaze umutlarla donanmış,
baştan ayağa aşkla kutsanmış kalbimle...


.:.

Haydi,
Elini uzatıp "gel" de bana...
Koşmak istiyorum,

Sana doğru,
Olduğun yere,
Olduğun yöne...

20 Kasım 2009

Elini Uzat


Yaşanacak daha birçok güzellik,
Söylenebilecek binlerce güzel söz varken,
Geriye dönüp baktığımızda, gurur ve huzurla anabileceğimiz,
Tertemiz bir hayat yaratma şansımız,
Ellerimiz birleştiğinde herkesin karşısına dikilebilecek,
Tüm zorlukları altedebilecek gücümüz varken...

Bir tek elimizi birbirimize uzatmaya cesaretimiz yok...

Ya yoksa, ya orada değilse aslında ?... Ya hayalse ?...
Ya bir anda yıkılıverirse perde, biterse bu rüya ?...

Bunu nasıl kaldıracak yüreğim...

19 Kasım 2009

İnanmak

Kimi zaman maddesel olarak varlığından emin olamadığımız ya da duyularımızla ispatlayamadığımız halde, zihnimizi inandırmak suretiyle kabul ettiğimiz birçok kavrama inanabiliyoruz...

Kimi zaman da gözümüzün önünde duranı inkar ediyoruz... Gözümüze giren, görmemek için kör olmak gereken gerçekleri kaçırabiliyoruz ya da yok sayıyoruz...

Sevmek de böyle bir kavram. Duruma göre, işimize gelip gelmemesine göre, ortama, kişiye göre değişen sebeplerle ya yoktan var ediyoruz onu ya da olanı yok etmeye çalışıyoruz... Şüpheleniyoruz; gerçekliğinden, onu sunanın dürüstlüğünden, samimiyetinden, içtenliğinden...

Bir yerlerden kapılırsak da akıntıya, ilk şaşkınlığı atlatınca tutunacak başka dallar arıyoruz. Nehrin sonunda bizi ne beklediğini kestiremediğimizden olsa gerek, bir an önce akıntıdan kendimizi kurtarmaya, duygularımızın bizi sürüklediği belirsizlikten kurtulmaya çabalıyoruz.

Ama panik yaparsak boğulabiliriz...

Biraz sakin olmak gerekiyor belkide... Biraz bekleyip, görmek neler olacağını, akıntının ne yöne gittiğini...

Biraz sonra herşeyin daha iyi olabileceğini umut etmek en azından... İnanmak...

18 Kasım 2009

Game Over


"Hayat bilgisayar oyunu değil, mario' nun bile 3 canı var, bizim 1 tane...

Ama level atlamak zorundayız yoksa bütün ömür gözlerimizin önünden biz mal gibi bakarken akıp geçiyor..."

3 Kasım 2009

Çaba

Anlatılmamış düşlerim

Çabam
İnanç üzerine,

Güven üzerine...
Geçmişimden kalan tüm acılar ve izlerle,
Beni posaya çeviren,
Çocuk kalbimdeki bütün heyecanı
Söküp alan hayata karşı bir direniş...
Yeniden ayağa kalkabilmek,
Saçlarımın arasında yeniden
Rüzgarı hissedebilmek,
Gözlerimi kamaştıran güneşin sıcaklığını
Tenimde yeniden hissedebilmek adına...
---
Yüreğinin ateşi eline vurmuş
Bir can üzerine arayışım,
Üşüyen zihnimi, yaralanan ruhumu saracak,
Gözümden damlayan kanı silecek bir yoldaş...
Aşılmaz sanılan yollarda,
Uzun ve çetin yolculukları göze alıp,
Korkmadan, düşünmeden, çekinmeden canını koyacak,
Benimle savaşacak bir dost üzerine arayışım...
---
İnanmak için...
Güvenmek için...
Yeniden nefes alabilmek,
Yeniden gülebilmek,
Tek yürek, tek nefes olabilmek için...

(Arala gönlünün kapılarını,
Bütün kırıkları onarayım...)

Yepyeni bir güne, tazelenmiş bir ülkeye, tertemiz düşlere
"Merhaba" diyelim... elele... ve ölünceye dek... masal tadında... ve gün gerçekliğinde...

İndirdim kalemin bütün köprülerini, kırdım kilitleri...

1 Kasım 2009

İki Nefes Arası

Nefes almadığın an ölmekle eşdeğerse eğer, mütemadiyen ölüp ölüp dirilmiyormuyuz ?

Bir sonraki nefese kadar neler geçiyor beynimizden ? Peki öldüğümüzde neler düşüneceğiz ?

Pişmanlık ? Üzüntü ? Yarım kalan düşler, Ukdeler, Keşkeler ?...

Şimdi zaman bol gibi görünüyor, "bu yaşa kadar neler atlattım ben..." demiyormuyuz hepimiz ?

Ya biraz sonra ? Garantin mi, sözleşmen mi var ? Olmadığına göre ?

Şu anı nasıl böyle hoyratça savurup atabiliyorsun ? Zaman bu kadar mı kıymetsiz ?

Elinin tersiyle ittiğin bütün umutlar, hayaller, sevgiler bir gün zihninde hesap sormayacakmı sana ? Bizzat kendin hesap sormayacak mısın bir gün kendine ?

Emin misin bunların olmayacağına ?

...