Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2018

Yeni bir gün doğdu... Merhaba...

Bugün oğlumun doğum günü... 

Bir sürü güzellik yaşadım, bir çok güzel insan tanıdım, dostlarım oldu, çok keyifli anılarım var...

... ama hayatımda hiçbir şey Barış' ın varlığı kadar mutlu etmemiş beni, onu biliyorum artık...

Bir sürü rezilliğe şahit oldum, kandırıldım, aldatıldım, düşmanlarım oldu, çok can yakan zamanlar yaşadım...

... ama hayatımda hiç bu kadar güçlü hissetmemişim kendimi, Barış' ın varlığı daha da güçlü kılıyor beni, hiç ama hiç hesap yapmadan sadece seven bir insan var hayatımda...

İşte mutluluğun resmi... canlarım...

Daha çok zaman var önümüzde... yani en azından ben öyle umuyorum... 

İki yüzlü insanlardan, sahte gülümsemelerinden, beklentili sevgilerinden, çıkar kavgalarından, rezilliklerinden, ahlaksızlıklarından, kirlenmiş zihinlerinden uzak durmanın yolunu öğretebilirim sana...

Hele bir de insan olmayı, delikanlılığı, vefa' yı, sabrı, ahlaklı olmayı, saygıyı, sevebilecek kadar güçlü, aşık olabilecek kadar yürekli olmayı da öğretebilirsem, daha ne...

Bir baba başka ne verebilir ki oğluna?

Daha iyi bir miras olur mu?

Daha büyük ne tür bir eser bırakabilir dünyaya?

İyi doğdun Barış' ım... Mutlu ol...

24 Temmuz 2017

Barış'ım geldi...

Yeniden merhaba... Çok uzun zamandır birşeyler yazamadığımı farkettim... Farkettim diyorum zira aklım bambaşka yerlerde...

İş hayatında tempo yüksek, hafta sonları yazılım uzmanlığı eğitimine devam ediyorum, sosyal hayata zaten vakit kalmıyor ama asıl önemli olan bunların hiçbiri değil...

Hayatımda bir yıla yakın bir zamandır muhteşem birşey var; Barış adında, cıvıl cıvıl, gürültücü, sevimli, bez kirletme rekortmeni, baba delisi süper bir yaratıktan bahsediyorum...

O benim oğlum...

Haberini aldığımız günden beri eşimle hayatımızı kökünden ve sonsuza dek değiştiren, binbir türlü zorluk, yorgunluk, endişe katan ama zerre şikayetçi olmadığımız, aksine ona her baktığımızda binlerce kere şükürler edip, birlikte şapşalca sırıttığımız muhteşem canlı...

Rabbim herkese bu mutluluğu yaşamayı nasip etsin inşallah...

Şu yaşıma kadar defalarca aşık olduğuma inandım, daha fazla mutlu olamam diye düşündüm, sevginin zirve noktası bu diye geçirdim içimden...

Ve hayatımda hiçbirşeyde bu kadar yanılmadığımı farkettim...

Aşk, şu aşağıda fotoğrafını gördüğünüz şey...


Hayatımda hiçbir şey beni bu kadar heyecanlandırmadı, hiç bu kadar mutlu edemedi, başka kimseye ya da birşeye karşı bu kadar aşkla bu kadar sevgiyle bağlı hissetmedim kendimi... Ve annemden sonra hiçkimse bana bu kadar saf, bu kadar katıksız ve karşılıksız bir sevgiyle sarılmamıştı...

Hayatımda hiç bu kadar güzel bir sıfatım olmamıştı; "Baba"

ve eşim, hayat arkadaşım, yoldaşım... Bir insanın hayatında alabileceği en güzel hediyeyi verdi bana, en güzel sıfatı kazanmamı sağladı... Sana ne borçlu olduğumu tarif etmek bile imkansız, iyi ki varsın, iyi ki varsınız ikinizde...


8 Ağustos 2016 hayatımın sonsuza denk değiştiği muhteşem tarih... Gerisi küllüm hikaye...

Tek umudumuz iyi bir "İNSAN" olması için ona bir yol açabilmek...




8 Ağustos 2014

Bayram geldi geçti... (Agresifim ulen...)

Eskiden bayramlarda en azından telefon edilirdi, sonra sms yapaylığı çıktı, toplu sms' ler atılır oldu. Son sentetik duygusallığımız da ücretsiz mesajlaşma uygulamaları... Hatta biraz daha ileri gidip şirket hattını kullanabilirsiniz ki o da beleşe gelsin :) Samimiyetsiz danalar...

----

Aramayan eski dostlar.. hani ben sizin için çok önemliydim ya... ha işte onu diyorum bende... bu bayram da ben sizi bekledim bakalım arayan soran olacak mı diye... aa bak sen... kimse aramadı :D demek ki ben aramazsam sizin için çok önemli olmuyor muşum ;)

- Olur mu Sebastian?
- Ne olur mu abi?
- ..kimde olur mu?
- Sanırım olmaz abi...
- Evet olmaz...
- Peki abi...
- Dağılabilirsin Sebastian...

----

Geçmişinde yaptığı hataları hep başkalarının sırtına yükleyen, "sen öyle dediydin de ondan olduydu, sen böyle etmiyeydin, şöyle olmazdı" diyen mi ararsın, çektirdiği her türlü acıya rağmen "gitti, kalbim paramparça; benden yıllarımı çaldı..." diye sızlananlar mı... sonra da sosyal medyadan yaz babam yaz, habire çak lafı... çık karşısına da bir hesap sor madem o kadar haklısın ? hayırdır, gözün mü kesmedi?

----

Neyse aklıma geldikçe yazarım yine, gerginim şimdi, durduk yere...

1 Aralık 2012

Ajda Pekkan - Bu bahar...

Güzel şarkıdır...


Eski Defterler - 1

Yazışmalardan notlar, mektuplardan paragraflar, not defterlerinin yırtık sayfaları... Bakalım neler çıkacak...

Aşk esaret midir? Hayır... Sadece teslimiyettir... Özgürlüğü paylaşmaktır... Aksi bir durum varsa onun adı aşk değil ortaklıktır zaten... Hesap kitap olmaz, çetele tutulmaz... Sadece yaşanır... Belki biraz kıskançlık, belki üstüne titreme, korumaya çalışırken kısıtlama... Hepimiz hata yaparız ama sevgiden değilse, o hata değil, plandır... Aşkta da plan, program olmaz... İçinden geldiği gibidir; değilse o aşk değildir...


22 Eylül 2011

Yıldızlı Pekiyi

aşkımdan bir parçayı kopartıp kestim yıldız gibi,
konduruverdim karnenin kenarına
yıldızlı pekiyi aldın sevmek dersinden
tebrikler

15 Mart 2011

Giderken


Çok zordu seni orada bırakıp da gitmek, arkamı dönüversem, salacaktın gözyaşlarını, biliyordum. 

Otobüs beni bekliyordu, muavin sesleniyordu, şoför, yolcular homurdanıyordu... 
O kadar sıkı sarılmıştık ki, kalplerimiz birbirine değiyordu neredeyse.
Derin derin içime çektim kokunu; o günden beri her nefeste duyarım hala.
Yavaşça uzaklaştı bedenlerimiz, ellerimiz kaldı yalnız, parmak uçları birbirine dokunarak.
Gözlerin yine zihnimde dolanıyordu, bakışların içimi delip geçmiş, ta kalbime sesleniyordu;
“Herşeye rağmen ve hala seni seviyorum...”


Ben için için yalvarıyordum;
“Kal de ne olursun... Gitme de...”
Neler verirdim dönüpte muavine “Gelmiyorum ben, kalıyorum, defolun...” deyip sana bir daha sarılabilmek için...
İkimiz de biliyorduk ama; ayrılmalıydık, sonu yoktu bu aşkın... Olmayacaktı, olduramayacaktık...
Sustum, döndüm, yürüdüm... Tutamadım kendimi, döndüm sana, koşup dudaklarına yasak bir öpücük daha kondurdum ve bindim otobüse... Sana şimdiye kadar verdiğim en küçük buseydi ama canımı en çok yakanıydı; sonuncuydu, bir dahası olmayacaktı...
Bitmedi o yol bir türlü, hâlâ o caddedeyim, o sokağın köşesini hâlâ dönemedi o otobüs...





(15 Mart' ta yayınlanacaktı bu yazı, blogger engeline takıldı herhalde...)

8 Mart 2011

Tutunamadım

Elimi biraz daha uzatsam ulaşacaktım sanki ama yetişemiyordum bir türlü... Yoksa yavaş yavaş geri de mi çekiyordu uzattığı ipi ne?... Tutsam ne fayda edecek onu da kestiremiyordum aslında, incecik, yıpranmış, tiftiklenmiş, zayıf bir halat parçasıydı elindeki...

Bahar hiç bitmeyecek, çiçekler hiç solmayacak sanarken, zemheri ayazında bulmuştum birden kendimi. Yaz ne ara geçti, güneş ne ara küstü anlamadım. Çok çabaladım gökyüzünü saran kara bulutları dağıtmak için, yetmedi nefesim... Eğip başımı önüme gitmedim ama, devam ettim savaşmaya... Yeldeğirmenlerine yalvardım, dağıtın şu bulutları, güneşi son bir daha göreyim diye... Dağlara isyan ettim, yolumu kestiniz, ayağıma dolandınız diye çıkıştım... Yollara küstüm, heryere ulaştınız da bir bana bağlanmadı sonunuz, hep başka yerlerde bittiniz diye söylendim...

Zorladım, denedim, sonunda bir ucundan tutuverdim ipi, asıldım... Gördüm ki aslında uçurumun tepesindeki bir ağacın gövdesine dolamış, bırakmış... Kendisi de orada değilmiş, gideli çok olmuş belli... Belli ki derdi beni çekip almak değilmiş çelme takıp yuvarladığı uçurumdan, vicdanını rahatlatmakmış...

Yine de düğüm atmadan bırakmış ağacın gövdesine doladığı ipi, boşalıverdi... Düştüm... Öldüm...

Sanki bir an bir gölge gördüm ağacın ardında, düştüğüme emin olmak için bekliyor muydu yoksa?

21 Şubat 2010

Haydi gidelim buralardan...

Bir hafta sonu nasıl geçer ? Yaşanmışların en güzellerini yaşadıktan, gittikçe artan huzuru, mutluluğu tattıktan ve bütün değerlerini, umutlarını yine böyle bir günde yitirdikten sonra, haddinden fazla kendimle kaldığım ve beni kasvetiyle boğan ve beni yalnızlığımın bataklığına ite kaka yuvarlayan bir günü nasıl atlatayım...

Dakika dakika sayarak, her nefes aldığımda biraz daha eğerek boynumu ve etrafımda döne döne, gitgide üzerime kapaklanan bu eşyaların arasında, duvarlarda yankılanan ve kulaklarımı delip içimi ateşlere boğan seslerle...

ve her hatırladığımda içimi ezen, hiç unutamadığım, beynimi delen, zihnimin içindekileri çekip çıkaran o bakışları ve o bakışlardaki aşkı ve merhameti ve tutkuyu ve görkemli sevgiyi görebilmiş olduktan sonra nasıl bakayım aynalara ?... Ben vardım o gözlerin içinde, şimdi aynalarda bile göremiyorum yansımamı, kamaşmıyor gözlerim hiçbir nurla...

Atlattım sayalım bir hafta sonunu, ya hayat ne olacak ? Bir ömür var daha önümde...

ve sen kadim dostum, sadık sevgilim, huysuz yoldaşım; yalnızlığım... ve sen gel yine benimle, tut elimden, al beni en derinine...

Haydi gidelim buralardan ve bir daha dönmeyelim...

11 Aralık 2009

Düğüm

Hasreti bağlıyorum halatlarla,
Sürüklenip akıntılarda gitmesin diye...
Umut gibi oldu artık bana,
Sen' li hasretler yaşatıyor beni...
Hergün bir düğüm daha atıyorum halatlarıma...
Canım, canımdan kopmasın diye...

20 Kasım 2009

Sayende


Senin nefes aldığın her yer bahara dönüyor birden...
Hayat tazeleniyor göz kapaklarını her kapatıp açışında...
Ve güneşin varlığı anlam kazanıyor her gülümseyişinle...

Gün ve gece değerleniyor,
Seni bekledikçe...

18 Kasım 2009

O Melodi

İlk duyduğumda çok hoşuma gitmişti... Kendimi başka bir zamanda, başka bir yerde hissetmiştim...

Sonraları heryerde duymaya başladım ama bendeki büyüsü kaybolmadı bir türlü...

Sonra bir gün onun telefonunda zil melodisi olarak kayıtlı olduğunu farkettim bu müziğin; birilerine yalvar yakar buldum kopyaladım... Artık o her aradığında sanki yanıbaşımda, elimi uzatsam değecekmişim gibi gerçek görünen silüetine bakarak konuşabiliyordum, onu hatırlatıyordu bana. Sadece o aradığında çalıyordu o büyülü melodi telefonumda.

Birgün onu yolcu ettim, havaalanından uğurladım... Sonra oracıkda, kaç defa bu melodiyi dinlediğimi hatırlamıyorum. Sanki bir daha hiç gelmeyecekmiş gibi hissettim nedense, onu bir daha asla İstanbulda göremeyecekmişim gibi geldi... Tutamadım kendimi de, gözyaşlarımı da... Onunkimiydi bilmiyorum ama kalkan uçaklardan birinin arkasından bakakaldım gözden kayboluncaya kadar... Eve dönene kadar da ıslaktı gözlerim...

Onun da evine sağ salim vardığı haberini alana kadar nefes alamadım neredeyse; hemen her yolculuğunda olduğu gibi... Dualar ettim ondan bir haber gelene kadar...

Sevmek güzel şey be...



Biliyorum çok bildik bir melodi herkes için, hatta duymaktan sıkılanlar bile vardır ama benim için hep özel olarak kalacak, kusura bakmayın...

3 Kasım 2009

Çaba

Anlatılmamış düşlerim

Çabam
İnanç üzerine,

Güven üzerine...
Geçmişimden kalan tüm acılar ve izlerle,
Beni posaya çeviren,
Çocuk kalbimdeki bütün heyecanı
Söküp alan hayata karşı bir direniş...
Yeniden ayağa kalkabilmek,
Saçlarımın arasında yeniden
Rüzgarı hissedebilmek,
Gözlerimi kamaştıran güneşin sıcaklığını
Tenimde yeniden hissedebilmek adına...
---
Yüreğinin ateşi eline vurmuş
Bir can üzerine arayışım,
Üşüyen zihnimi, yaralanan ruhumu saracak,
Gözümden damlayan kanı silecek bir yoldaş...
Aşılmaz sanılan yollarda,
Uzun ve çetin yolculukları göze alıp,
Korkmadan, düşünmeden, çekinmeden canını koyacak,
Benimle savaşacak bir dost üzerine arayışım...
---
İnanmak için...
Güvenmek için...
Yeniden nefes alabilmek,
Yeniden gülebilmek,
Tek yürek, tek nefes olabilmek için...

(Arala gönlünün kapılarını,
Bütün kırıkları onarayım...)

Yepyeni bir güne, tazelenmiş bir ülkeye, tertemiz düşlere
"Merhaba" diyelim... elele... ve ölünceye dek... masal tadında... ve gün gerçekliğinde...

İndirdim kalemin bütün köprülerini, kırdım kilitleri...

25 Ekim 2009

Arif'e Tarif

Aşkın tanımı ya da tarifi olmaz aslında, olmamalıdır... Doğaldır çünkü, doğaçlamadır. Birdenbire çıkar ortaya, kontrol edemezsin ya da dizginlenemez... Kişinin kontrolü dışında olduğu doğrudur, öyle değilse zaten o aşk değildir... Planlanan, hazırlık yapılan, neler olacağı öngörülen bir ilişki ancak ticaret olarak adlandırılabilir... Diyeceğim; bırakırsın kalbinin dizginlerini, o ne şekilde isterse öyle hareket eder aşık olunca...

Aşk matematik ile açıklanabilecek bir değişkenler dizisi ya da formül değildir. Parametreleri olmaz, olmamalıdır. Onu parantez içine alırsan, matematiksel bir anlam kazandırmış olmazsın, sadece hapsetmiş, cezalandırmış olursun.

Bir takım kimyasal reaksiyonlara sebep olur. Daha zinde, mutlu hissedersin kendini mesela... Ya da karşılığı olmayan bir aşk ise yaşadığın göğüs kafesinde sürekli bir basınç, kalp ritminde dengesizlik, halsizlik ve yorgunluk yaşaman olasıdır...

Başka duygularla tepkimeye de girer ama periyodik cetvelde karşılık gelecek bir değer bulamazsın onun için...

Başka duygularla birlikte yaşanması, vereceği hazzı, mutluluğu, sürekliliğini, geleceğini etkileyebilir aşkın... Mesela;

9 Ekim 2009

Gülümseyerek

Bütün yaşananların ötesinde,
Hayatın inişleri, çıkışları sonrasında,
Çekilen acılar, duyulan sancılardan daha içeride,
Hepsinden daha gerçek bir "sen" var...
Tam karşısında da bir "ben"
Nefesini dudaklarının tam ucunda hissetmediği her an
Ölümü ciğerlerinde hisseden bir "ben"...
Gel...
Lütfen...






Thanks for drawing @chelx

3 Ekim 2009

Endamın Yeter

İçimden geldi işte, öylesine...

Endamın yeter, gözlerin yeter, uğramasın sana ne hüzün ne keder... Birden farkettim ki çok güzel anlatmış bu şarkı ruh halimi...


- Click here for more amazing videos

30 Eylül 2009

Sevgi Sorgulanmaz

Seven de sorgulanmaz... Neden sorulmaz sevgiye, sevene... Sevmek için elle tutulur bir sebep göstermek gerekmez. Binlerce farklı sebep sıralanabilir, hangisi en doğrusu, en mantıklısı, kim bilecek ? Biri bilse de ne önemi var, sevmeye mazeret mi gerek ?

23 Eylül 2009

Hasretinden Prangalar Eskittim

Binlerce defa okunmuştur ama tekrar hatırlansın diye...
----------------------------------------


Seni, anlatabilmek seni,
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni, anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmez,
Kahpe yalana.

Ardarda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım
Bir o yana,
Bir bu yana...

Seni, bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni, anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...


Ahmet Arif

5 Eylül 2009

Bir çeşit itiraf...

Klasik erkek hareketi olarak son günlerde bir sürü ayrıntıyı kaçırır oldum. Unutkanlık ve dikkatsizlikle karışık, özensizlik diz boyu... Kalp kırıyorum, can sıkıyorum. Amacını aşan cümleler kuruyorum...

Ben böyle değilim aslında sevgili, biliyorsun değil mi? Geçici birşey bu hanzoluk... Af, özür, rica... Hangisini uygun görürsen... Yeter ki kırılma bana, hevesini, heyecanını kaybetme... Kaybettirmeme de müsade etme...