11 Kasım 2014

Daldan Dala - 13

Yazar olmaktan bahsediyorsun ama aynı temel fikri anlatan sözde yeni bir yazıyı 6-7 ayda bir cümlelerin yerlerini ve içeriklerini biraz değiştirip tekrar yayınlıyorsun... Sonra da neden bizim blogger' lardan kaliteli içerik bu kadar az çıkıyor diye sızlanıyoruz.

-=0=-

İki sefer çıkan durdurma kararına rağmen "mahkemenin böyle bir kararını tanımıyoruz" diye hukuka kafa tutarak, kanunu hiçe sayarak yapılan ve adına da AK eki yapılarak önümüze konulan saraycık Türkiye ekonomisine 1.7 Milyar dolara maloldu... kaçAkSarayın maliyeti, asgari ücretle çalışan bir işçinin 1.619.385 aylık maaşına denk. 134.948 yıl yani. Merak sadece, öylesine hesapladım...

Cumhurbaşkanlığı Sarayı (?)




Atatürk Orman Çiftliği, 1992’de birinci derecede SİT alanı olarak tescil edilmişti ve bu nedenle üzerinde bu tür bir binanın yapılması yasalara aykırıydı.
Ankara 11. İdare Mahkemesi 4 Mart 2014’te o zamanki adıyla “Başbakanlık Hizmet Binası” inşaatının yürütülmesini durdurma kararı aldı. Ardından 13 Mart 2014’te Danıştay da aynı doğrultuda hüküm verdi.
Erdoğan bu yargı kararlarına meydan okudu. Üslubu, sahip olduğu siyasi kültürü ve hukuk kavramıyla nasıl bir ilişki kurduğunu göstermesi bakımından son derece sembolikti: “Güçleri yetiyorsa yıksınlar. Yürütmeyi durdurdular, bu binayı durduramayacaklar. Açılışını da yapacağım; içine de girip oturacağım.” Erdoğan, sonradan adı resmen “Cumhurbaşkanlığı Sarayı” olarak tescil edilen binanın açılış tarihi olarak Cumhuriyet’in 91’nci kuruluş yıldönümünü uygun görmüştü. 2500 davetliye verilecek 29 Ekim resepsiyonu, sarayın açılış aktivitesi olacaktı.

İşte bu yüzden kaçAkSaray burası...

Açılışın olacağı günlerde Ermenek' de bir maden faciası yaşanıyordu, işçiler su basan madende mahsur kalmış, ölümle yüzleşiyorlardı. Yine dağılan aileler, yine boşvermişlikten yiten canlar... 10 Kasım itibariyle gazetelerde haber şöyle geçiyordu... Soruşturma da devam ediyor ama ne değişecek, giden gitti... İşin fıtratı buydu değil mi? Ne de kolay söyleyiveriyorlar... O kaçAkSaraya harcanan paralarla iş güvenliği konusunda ne yatırımlar, ne denetlemeler yapılırdı düşünsenize?

Ermenek' de maden faciası
Güney Kore' de böyle bir durum olsa ne olurdu derseniz bu haberi bir okuyun... Başbakan istifa eder, sorumlular da, olayda etkisi bulunanlar da cezalarını alırlardı...

-=0=-

6000 Zeytin ağacı katledildi...


Soma, Yırca mahallesinde termik santral yapılacak diye otobüsler dolusu güvenlik görevlisi ve iş makinasıyla geldiler, köylüleri darp ettiler, 6000 zeytin ağacını katlettiler... Jandarma geldiğinde köylüler dövülmüş, kelepçelenmiş, yaralanmış, bir yerlere hapsedilenler olmuştu... Gereken müdahale de yapılmadı zaten. Ancak ertesi gün durdurma kararı geldi... Köylüler sevinçten ağladılar bu seferde... Ama giden gitti, binlerce ağaç kesildi... Arınç çıktı "bizimle ilgisi yok" dedi, sanki koca termik santrali, bakkal açar gibi vergi dairesinden izin alıp açabilirmişiz gibi... Firma sahibi dedi ki "biz devletten ihaleyi aldık..." yap-işlet-devret modeli yani...

-=0=-

Yeşil alanları işaretleyiniz...


Ha bir de İstanbul dünyanın Yeşil Başkentleri yarışmasına katılacakmış, ne tarafımla güleceğimi şaşırdım... O kadar çok yeşil katliamı yapılıyor ki bu ülkede, özellikle de İstanbul' da, artık yaban hayvanları yaşayacak yerleri kalmadığından şehire inmeye başladılar... Hatta yürümeye patika yol bile bulamıyorlar da denize atlayıp yüze yüze gelmeye çalışıyorlar... Kaç zamandır televizyonlarda denizde yaban domuzu görüntüleri seyrediyoruz... Yeşil Başkent ha? peh... Millet alay ediyor bizimle, işte haberi... Tabii bir de bir üstteki haberi de tekrar hatırlatırım...