25 Ekim 2009

Arif'e Tarif

Aşkın tanımı ya da tarifi olmaz aslında, olmamalıdır... Doğaldır çünkü, doğaçlamadır. Birdenbire çıkar ortaya, kontrol edemezsin ya da dizginlenemez... Kişinin kontrolü dışında olduğu doğrudur, öyle değilse zaten o aşk değildir... Planlanan, hazırlık yapılan, neler olacağı öngörülen bir ilişki ancak ticaret olarak adlandırılabilir... Diyeceğim; bırakırsın kalbinin dizginlerini, o ne şekilde isterse öyle hareket eder aşık olunca...

Aşk matematik ile açıklanabilecek bir değişkenler dizisi ya da formül değildir. Parametreleri olmaz, olmamalıdır. Onu parantez içine alırsan, matematiksel bir anlam kazandırmış olmazsın, sadece hapsetmiş, cezalandırmış olursun.

Bir takım kimyasal reaksiyonlara sebep olur. Daha zinde, mutlu hissedersin kendini mesela... Ya da karşılığı olmayan bir aşk ise yaşadığın göğüs kafesinde sürekli bir basınç, kalp ritminde dengesizlik, halsizlik ve yorgunluk yaşaman olasıdır...

Başka duygularla tepkimeye de girer ama periyodik cetvelde karşılık gelecek bir değer bulamazsın onun için...

Başka duygularla birlikte yaşanması, vereceği hazzı, mutluluğu, sürekliliğini, geleceğini etkileyebilir aşkın... Mesela;


  • Fedakarlık etmeyi gerektirir bazen, teslimiyet önemlidir. Bazı zorlukları göze alıp, olacaklara teslim olmak, akışına bırakmak, beklemek gerekebilir...
  • Bazı şeylerden vazgeçmek gerekir. Fedakarlıkla ilintili bir durumdur. Vazgeçtiğin bazı yerler, kavramlar, değerler sonrasında daha büyük, daha değerli, daha güçlü dönebilir sana...
  • Kıymet bilmek gerekir aşkı korumak ve yüceltmek için. O' nun yaptıklarını, heveslerini, çabasını görmek gerekir, bunun için de divane olmuş gözlerle gökyüzünü seyretmek yerine biraz bakmak gerekir... Aşk gerçektir çünkü; bakarsan görürsün...
  • Dürüst olmak gerekir, oyunlar olmaz aşkın içinde. Nasıl plana programa yer yoksa, yalana da yer yoktur... Senaryoların yeri tiyatro sahnesi ya da kamera önüdür, sevgilinin, sevenin kalbi değil...
  • Cesaret gerekir aşk için, gözü karadır gerçekten aşık olan. Güçlükler olacaktır illaki, zaman, mesafe, yer, mekan, para, aileler, insanlar... Türlü zorluklar dikilir aşkın karşısına ve sınar onu... Zor olan yolu seçebilmektir marifet, savaşabilmektir... Kaçmak, pes etmek ayıptır aşkta...
  • Vefalı olmak gerekir. Hayatın kendisi de nasıl ki mutluluklardan ibaret değilse, aşkın da her zaman yüzü gülmeyebilir. Sevdiğin hastalanabilir, sıkıntıları olabilir, yorgun, bezgin olabilir. Yüzü asıkken de sevebiliyorsan, ağrısı varken elini tutabiliyorsan, alnındaki teri silebiliyorsan değer katarsın aşka...
  • Sabır gereklidir çoğu zaman. Bir sürü engel olacaktır, kimi zaman da sevdiğin gülümseyemeyecek durumdadır. Sabredeceksin o zaman; yanında olacaksın, vefa göstereceksin...
  • Dost olacaksın öncelikle sevdiğinle. Sıkıntıları da, zorlukları da, gülmeyi de, sevinci de paylaşacaksın... Ancak o zaman aşk denen o narin fidanı ayakta tutabilirsin...

Bir sürü yazar, şair aşk hakkında binlerce önermede bulundu, yazılar, kitaplar, romanlar, şiirler yazıldı. Herkes kendi gözünden aşkı anlattı. Aşk kişiye özeldir. Bırak onlar kendi tarif ettikleri aşklarıyla mutlu ya da hüzünlü, belki acı dolu yaşasınlar. Sen önce kendi aşk kavramını anlamaya çalış. Tanımlama ama; tariflerle, parametrelerle, formüllerle sınırlama onu, sadece hisset ve anla...

Her insan aşkı arar... Mutluluk için tek anahtardır kimileri için... Sen kendi yolunu, gerekçeni belirle...

Bulduysan da tadını çıkar, ayakta tutmaya çalış, gerekirse yukarıdaki maddeleri bir gözden geçir. Benim kaçırdıklarımı, aklına gelenleri de ekle üzerine...

Aşk narindir. Kolay kırılır, çabuk yıkılır... Bulmak ya da var etmek ne kadar zorsa, yoketmek, harcamak da bir o kadar kolaydır...

Dur bir düşün; Aşkın peşinde misin, yanında mı, karşısında mı ?